|
Mahmud
Enciriyil
Fağnevi
hazretlerinin
ikinci
halifesi. Bu
silsilede
lakapları: "Azizan"dır.
Ramiten
kasabasındandır.
Buhara' ya
iki fersah
mesafede.
Sanatı,
dokumacılık.
Kumaş
dokuyarak
geçinirdi.
Mevlana
Celaleddini
Rumî bir
şiirinde
ondan
bahseder;
"Eğer hal
kaal' den
üstün
olmasaydı
Buhara
büyükleri
dokumacıya
köle olurlar
mıydı?"
Reşahat
kitabında
bazı
kerametleri
yazılıdır.
Mesela bir
yerinde
şöyle
anlatır: Bir
zaman Ali
Ramiteni'
nin (k.s)
evinde iki
üç gün
yiyecek bir
şey
bulunamadı.
Hanekahda
bulunanlar,
açlık
sebebiyle
çok
üzülüyorlardı.
Gelen
misafire
ikram edecek
bir şey de
yoktu. 0
sırada
hazreti
üstadın
muhlislfennden
yiyecek
satan bir
genç, pirinç
doldurulmuş
bir horoz
hediye
getirdi.
Kabul
buyurması
için
yalvardı ve
rica etti.
Azizan
hazretleri
bu hale çok
memnun ve
mahzuz olup:
"Kabul
kapısı
hazırdır, ne
istersen
iste oğlum!"
diye müsaade
eder. 0
şahıs da:
"Zahir ve
batında size
benzemekten
başka
matlubum
yoktur" der
ve temenni
ve istirham
eder. Azizan
hazretleri:
"Bu iş gayet
ağır yüktür
bunu
kaldıramazsın
buyurur. 0
şahıs ise,
benim
matlubum
budur, fakat
irade siz
efendimizin
elindedir,
dediği zaman
Azizan,
"pekala"
buyurup
elinden
tutarak
beraberce
hususi
halvet
hanesine
girerler ve
yüz yüze
oturarak o
şahsa
teveccüh
eder.
Bir müddet
sonra zahir
ve batında
Hacenin
şekline
bürünür.
Fakat aşktan
sarhoş olur,
kendinden
geçer.
Öylece kırk
gün daha
yaşayıp
vefat eder.
Ona bir anda
kendi
makamlarını
verip,
kendisi gibi
yaptığı için
iki aziz
manasına,
hazreti
Üstad'ın
ismi
"Azizan"
olarak
kalmıştır.
Kendisine
soruldu:
"Duyduk ki
siz, gizli
zikir yerine
açık zikir
ile meşgul
oluyorsunuz,
bu nasıl
olur?"
Cevap: "Biz
de işittik
ki, siz;
gizli
zikirle
uğraşıyorsunuz.
Madem ki
işittik,
demek
sizinki de
açık.
Kapalı
zikirden
murat
kimsenin onu
duymamasıdır.
îkisi de
bilindikten
sonra
eşittir.
Hatta gizli
zikirle
meşgul
olmak,
riyaya daha
yakın."
Soru: "Açık
zikri niye
tercih
ediyorsunuz?"
Cevap:
"însana son
nefesinde
açık zikir
telkini,
peygamberimizin
(SAV)
emridir.
Derviş ise,
her an son
nefesindedir.
Buyurdular:
"Halkı hakka
davet eden
kimse;
canavar
terbiyecisi
gibi
olmalıdır. 0
terbiyeci
nasıl
uğraştığı
hayvanın
huyunu ve
istidadını
bilip ona
göre
davranırsa o
da öyle..."
Yine
büyüklerden
biri: "Allahü
Teala' nın,
bizi, çok
çok yapmakla
memur
kıldığı
zikir, dil
zikri midir,
kalp zikri
midir? diye
sual edince
hazreti
Azizan:
"Başlangıçtakine
dil,
sondakine
kalp zikri."
buyurdu.
Buyurdu: "Allahü
Teala' ya
tövbe
ediniz!"
ayetinde
işaret ve
beşaret
-müjde-
vardır.
îşaret,
tövbeden
dönseniz de
tövbe
edinizdir.
Beşaret,
tövbenin
kabulüdür.
Çünkü Allahü
Teala
tövbeyi
kabul
etmeyecek
olsaydı,
bunu emir
etmezdi,
Emretmesi
kabul
etmesini
gösteriyor.
Ancak, tövbe
dilden
değil,
gerçekten
kusurunu
bilerek
olmalıdır."
Buyurdu:
"İki halde
kendinizi
iyi koruyun;
konuşurken
ve yerken.
Buyurdu:
"îrşat ve
davet
makamında
oturanın kuş
terbiyecisi
gibi olması
lazımdır.
Nitekim o,
her kuşun
tabiatını
bilir ve her
birini
mizacına
uygun
şekilde
besler.
Mürşit de
böyle
olmalı,
sadık
talipleri
kabiliyet ve
istidatlarına
göre terbiye
edip,
yetiştirmelidir.
Seyyid Ata
ile muasır
idi.
Aralarında
görüşme ve
yazışmalar
olmuştu. îlk
zamanlarında
Seyyid
Ata'nın,
Azizan
hazretlerinin
büyüklüğünde
şüphesi
vardı. Bu
sebepten,
Seyyidden
ona karşı
görünüşte
edebe uygun
olmayan bir
hal sadır
oldu. 0
sıralarda
Kıpçak
sahrasındaki
Türklerden
bir bölük,
Seyyid Ata
nın
bulunduğu
havaliyi
yağmaladılar,
oğlunu da
esir
ettiler.
Seyyid Ata,
bu üzüntünün
nereden
geldiğini
anladı ve
Azizan
hazretlerine
karşı
edepsizliğin
cezası
olduğunu
bildi.
Yaptığına
pişman oldu.
Bir ziyafet
hazırladı.
Özür dilemek
için Azizan
hazretlerini
davet etti.
Ona çok
tevazu ve
inkisar
gösterdi.
Hazreti
Azizan,
Seyyidin
maksadının
ne olduğunu
anladı ve
ricasını
kabul etti
ve davetine
geldi, Bu
mecliste çok
sayıda
büyükler,
alimler,
şeyhler var
idi. Bugün
Azizan
hazretlerinde
büyük bir
hal ve
rahatlık (bast
hali) vardı.
Sofra
düzülüp,
yemek hazır
olduğunda,
Azizan
hazretleri:
"Seyyid
Ata'nın oğlu
gelmeyince,
Ali (ki
kendi
ismidir) bu
sofradan
ağzına tuz
koymaz ve
elini
yemeklere
uzatmaz"
dedi ve
sonra bir an
sustu. Orada
bulunanlar,
bu büyük
sözün
neticesini
gözetir
oldular. Bir
an sonra
Seyyid
Ata'nın oğlu
aniden
kapıdan
içeri
giriverdi.
Bu hali
görünce
meclisten
bir feryat,
bir figandır
koptu.
Oradakiler
şaşakaldılar,
dona
kaldılar.
Gelen
gençten
Türklerin
elinden
nasıl
kurtulduğunu
sordular.
"Şu "anda,
Türklerden
bir grubun
elinde esir
idim. Elim
ayağım
iplerle
bağlı idi.
Şimdi ise,
kendimi
sizin
yanınızda
görüyorum.
Bundan daha
fazla bir
şey
bilmiyorum"
dedi.
Meclistekiler,
bunun
Hazreti
Azizan' ın
tasarrufu
olduğunu
kesin olarak
anladılar ve
hepsi
başlarını
ayaklarına
sürdüler ve
talebesi
olmayı
selamet yolu
bildiler.
Hace Azizan
hazretlerinin
küçük oğlu
hace İbrahim
hazretleridir.
Derler ki,
hazreti
Azizan'ın
vefatı
yaklaşınca,
irşat
icazetini bu
küçük oğluna
verdi. Bu
hal, bazı
eshabının, "hace
hazretlerinin
büyük oğlu
zahir ve
batın
ilimlerinde
büyük alim
iken,
insanların
irşadı için
acaba neden
küçük
,oğullarını
seçtiler"
düşüncesini
kalplerine.
getirdi.
Hazreti
Azizan bu
düşünceleri
anladı ve:
"Büyük
oğlumuz,
bizden sonra
çok az durur
ve kısa
zaman sonra
bize
kavuşur"
buyurdular.
Gerçekten
babasından
sonra on
dokuz gün
daha yaşadı.
Azizan
hazretlerinin
dört büyük
halifesi
olup hepsi
de, hal,
söz, fazilet
ve kemal
sahibi
idiler. Her
biri hazreti
Hacenin
vefatından
sonra Cenab-ı
Hakkı
isteyen
talebi
irşatla
meşgul
oldular.
Dört
halifesinin
de adları
Muhammed'dir.
Birincisi
Hace
Mııhammed
Külahdüz'dur.
Harezm'de
medfundur.
îkincisi
Hace
Muhammed
Hallac-ı
Belhî'dir.
Belh
şehrinde
medfundur.
Üçüncüsü
Harezmde
medfun olan
Hace
Muhammed
Baverdi'dir.
Dördüncüsü
Hace
Muhammed
Baba Semmasî
olup,
mübarek
mezan
Semmas'tadır.
Kaim makamı
olup, kendi
maddesinde
uzun
anlatılmıştır.
İki oğlu var
idi. îkisi
de zahiri ve
batını
ilimleri
kendinde
toplamış
ilmi ile
amil alim ve
arif-i kamil
idiler.
Büyüğünün
ismi Hace
Muhammed
olup Hace
Horci
(küçük) diye
tanınır.
Çünkü
babasına
Hace-i
Büzürk
(büyük)
derlerdi.
Babasının
sağlığında
yaşı 80'e
varmıştır.
Küçüğünün
ismi Hace
İbrahim olup
793
senesinde
vefat
eylemiştir.
721 veya 728
(m. 1327) ,
de yüz otuz
yaşında
olduğu halde
Harezm
şehrinde 28
zilkade,
pazartesi
gününde
vefat
eyledi.
Mevlana
Abdurrahman
Cami bu
zatın
oğludur.
Mübarek,
güler yüzlü,
orta boylu,
mükemmel bir
endama
sahipti.
H.A.R DİZAYN
www.gonullersultani.net |