|
Mazharı
Canı
Canan'ın baş
halifesi...
0 da seyyid...
H. 1158'de
Hindistan'ın
Pencab
şehrinde
doğdu.
Babası
Seyyid
Abdüllatif...
yemek yerine
bazı hafif
nebatlardan
başka bir
şey yemez ve
sahralarda
açık zikir
ile meşgul
olurdu.
Oğlunun
doğumundan
bir gece
evvel
rüyasında
Ceddi Hz.
Ali'yi (R.A)
gördü:
"Allah (CC)
sana mübarek
bir oğul
ihsan
edecek, ona
ismimizi
ver."
Ve öyle
oldu... Ali
Abdullah (Dehlevi)...
On üç
yaşında
iken, babası
kendi şeyhi
olan Şeyh
Nasıruddini
Kadiri
hazretlerinin
sohbetinde
bulunup,
ondan talim
almak
emeliyle, bu
oğlunu
Dehlîye
götürdü. 0
sırada Şeyh
Nasıruddin
vefat etmiş
olduğu için
mümkün
olmadı.
Bunun
üzerine
babası: "Ey
oğlum! Ben
seni Şeyh
Nasıruddin
Kadiri
hazretlerinden
inabe alasın
diye buraya
getirmiştim.
Ne yapalım
nasip
değilmiş.
Şimdi
kalbine
cananın
marifet
kokusu
nereden
gelirse,
oradan
tarikat al"
buyurdu.
Bunun
üzerine
meşayih-i
izamdan hace
Zübeyr
hazretlerinin
yüksek
sohbetlerinde
bulunduktan
sonra Hace
Nasıruddin
hazretlerinin
oğlu Hace
Mir Dürerle
Mevlana
Fahreddin,
Fahr-ı
Cihanı Çeşti
Dehlevi ve
Şeyh Nanu ve
Şeyh Gulam-ı
Çeşti gibi
Dehlide
bulunan
diğer
azizler ve
meşayıhdan
feyz
almıştır.
Yirmi iki
yaşında iken
1180
tarihinde
Mevlana
Can-ı
Canan'ın nur
saçılan
huzuruna
kavuştu.
Şemsuddun
Habibullah
Mazhar Can-ı
Canan (K.S)
kendisi
kabul edip:
"Oğlum, bu
yer -yani
bizim
yolumuz-
tuzsuz taş
yalamak
gibidir.
Bunun için,
şevk ve zevk
ile dolu
başka yere
-yola- baş
vurunuz"
buyurunca,
Abdullah
Dehlevi, ben
de tuzsuz
taş yalamayı
hepsinden
çok severim,
cevabını
verir. Bunun
üzerine
Mevlana
Habibullah
Mazhar-ı
Canı Canan,
ona
Nakşibendiyye
yolunun
edeplerini
öğretir. On
beş sene
Can-ı
Canan'ın
değerli
sohbetinde
bulunur.
Huzurunda
nihayete
kavuşunca,
yani
evliyalık
mertebelerinin
sonuna
ulaşınca
kendisine
nakşibendiyye,
kadiriyye,
çeştiyye ve
sühreverdiyye
ve
kübreviyyede
irşat için
icazet
verildi.
Yüksek
üstadının
vefatından
sonra, onun
yerine
geçip, Allah
yolunda olan
binlerce
talebeyi
Hakka
kavuşdurmuşdur.
Kerametleri
çok fazla...
Müridelerden
Saliha
isimli yaşlı
bir kadının
yetişmiş
kızı vefat
ediyor.
Şeyh,
kadıncağızı
teselli
eder: "Hakk,
sana, ölen
kızına
karşılık,
iyi bir
erkek evlat
nasip
eder..."
-"Aman şeyh
hazretleri,
ben de,
kocamda
yaşlı
insanlarız.
Bu halimizle
nasıl çocuk
sahibi
olabiliriz?
-"Allah (CC)
kadirdir..."
Ve erkek
evladı...
Talebesinden
Mevlevi
Kerametullah
zatülcenab
hastalığına
yakalanmışlardı.
Hazret-i
Şeyh elini
hastaınn
üzerine
temas
ettirmesiyle,
hastalık
Allahü
Tealanın
izniyle
geçti.
Dehli
camiinin
imamının
çocuğu uzun
zaman hasta
yatar. Bir
gece rüyada
görür ki,
Gulam Ali
hazretleri
kendi evine
gelip, hasta
oğluna bir
şey içirir.
Sabah olunca
oğlunun
tamamen
iyileştiğini
görür. Çok
sevinir.
Sıdk ve
hulus İle
birkaç akça
alıp,
huzuruna
gider ve
bunları
kabul ediniz
diye arz
eder.
Hazret-i
Şeyh
tebessüm
eder ve: "Bu
bizim geceki
hizmetimizin
ücretimidir
" diyerek
keşf-i
keramet
buyurur.
Mevlevi Fadl
Ahmed
(caminin
imamı),
hayır
efendim, bu
ancak bu
geceki lütf
ve
inayetinize
şükür bile
olamaz, der.
Müritlerden
birkaçı
uzaklardan
gelirken
aralarında
tasarlıyorlar:
"Efendi
hazretlerinin
hediye
dağıtmak
adetleridir.
Acaba ne
istesek?"
Biri
seccadesini,
biri
gömleğini,
biri
takkesini
mimliyor.
Nihayet
huzura çıkıp
oturuyorlar.
Hiç birşey
isteyen yok.
Kim neyi
içinden
geçirmişse
ona o
veriliyor...
Hakim
Rükneddin
Han baş
vezir
olunca,
hazreti
Şeyh,
sevdiklerinden
birini işi
için ona
gönderdi.
Rükneddin
Han onunla
ilgilenmedi.
Hatırı
rencide
oldu. Hemen
Rükneddin
han azl
olundu ve
bir daha o
yüksek
makama
gelemedi.
Eshabının
seçkinlerinden
Mevlevî
Kerametullah
anlatır:
"Hazreti
Şeyhe bir
müddet devam
ettim. Çok
garib ve
acib şeyler
gördüm.
Bunlardan
biri şudur:
Bir gün
sabah
namazından
sonraki
murakabe ve
zikir
zamaınnda,
cemaatın
içinden
kalktım,
kitabımı
aldım ve
dersimi
okumak için
gitmek
istedim.
Bakırı altın
yapan kimya
nazarlarını
bana
çevirip:
"Otur meşgul
ol buyurdu."
îçimden sizi
istemekten
maksadım bu
büyükler
nisbetine,
sıkıntısız
kavuşmak
içindi,
yoksa her
yerde elde
edilebilir
demek
istiyordum.
"Otur
Behaeddin'in
hakkı için,
bu büyük
nisbeti sana
sıkıntısız
veririm"
buyurdu ve o
anda bana
teveccüh
buyurdu.
Kendimden
geçtim,
düştüm.
Sanki kalbim
göğsümden
çıkacakmış
gibi
olmuştu. Bir
müddet sonra
kendime
geldim. Bir
de ne
göreyim
zikir
bitmiş.
Üzerime
güneş
geliyordu.
Ebu Said
gibi büyük
eshabı da
oradaydılar.
Onlardan
utandım.
Sana ne oldu
dediler.
Uyku
bastırdı
dedim.
Tebessüm
ettiler.
Dehlide
kıtlık,
kuraklık
vaki oldu.
Hazreti Şah
Abdullah
Dehlevi
mescidin
avlusuna
çıkıp,
kızgın
güneşin
altında
oturdu ve:
"Ya Rabbi,
sen yağmur
yağdırmayınca,
buradan
kalkıp
gitmem"
dedi. Bir
saat
geçmeden
yağmur
yağdı.
H. 1240
yılında
Delhi'de
vefat
ederler...
Vefatı
zamanında
Şahı
Nakşibend
hazretlerinin
aşağıdaki
Farisi ve
Arabi
şiirlerinin,
cenazesi
giderken
okunmasını
vasiyyet
etmişti.
Huzuruna
müflis
olarak
geldim.
Yüzünün
güzelliğinden
bir şey
isterim.
Şu boş
zembilime
elini uzat,
0 mübarek
eline
güvenirim.
Arabi Rubai:
Kerimin
özüne
azıksız
geldim.
Ne iyiliğim
var, ne
doğru kalbim
Bundan daha
çirkin bir
şey olur mu
Azık
götürürsün o
ise kerim.
Mübarek,
orta boylu,
esmer,
seyrek
sakallı,
güleç yüzlü
ve nurlu
idi. Zamanın
allamesi
idi...
H.A.R DİZAYN
www.gonullersultani.net |