|
Adı
Abdurrahman,
lakabı;
Seyda-i
Taği'dir.
Aslen
Siirt'in
kazası
Şirvan'
lıdırlar.
Babaları
Molla Mahmud
namında
Gavs'ı
Hizani'nin (Seyyid
Sıbgatullahi
Arvasi)
müridi idi.
Hicri
1249'da
dünyaya
gelirler.
Ömürlerinin
büyük bölümü
Hizan'ın bir
köyü olan
Tağ'da
geçtiğinden
köyün ismine
atfen
Seyda-i Taği
namıyla
şöhret
bulmuş,
sonradan
Norşin'e
yerleşiyorlar
ve orada
vefat
ediyorlar.
Önceleri
meşhur
Sipikan
aşiretinden
olan Molla
Resuli
Sipiki'nin
yanında
okurlar,
sonra da
Molla
Abdurrahmanı
Melekendi'nin
(Melekend,
Bulanık'ın
bir köyüdür)
yanında
okurlar.
Seyda-i Taği
evvela
Kadiri
tarikatına
girmiş ve
Kadiri
Şeyhlerinden
olan Şeyh
Abdulbariyi
Çilçaki'nin
(Çilçak,
Hizan'ın bir
köyüdür)
yanında amel
ederler.
Ayrıca o
zamanlar
Gavs-ı
Hizaninin
münkiri
idi...
Seydanın
Gavs-ı
Hizaniye
teslim oluşu
ilginçtir.
Olay şöyle
olur;
Seydanın
bulunduğu
köy olan
Tağ'da halk,
tümüyle
kadiri
tarikatına
mensup, bir
kişi hariç;
bu zat
Süleyman
Efendi
adında Gavsi
Hizani'nin
sofusudur.
Seyda zaman
zaman bu
sofu ile
latife eder;
"Süleyman
efendi,
Gavsın
nasıl? Neler
yapıyor?"
gibisinden
laflar
ederdi.
Süleyman
efendi de bu
sözlere
içerlendiği
halde
Seydaya olan
saygısından,
"Aman
efendim
elini öpeyim
bana ne
dersen de,
mürşidime
deme!" diye
geçiştirirdi.
Yine bir gün
Süleyman
Efendi
Gavsın
ziyaretine
gider gelir.
Seyda bunu
duyar ve bir
müddet sonra
Süleyman
Efendiyi
görünce yine
takılarak
"Süleyman
Efendi
Gavsın
nasıldı,
neler
yapıyor?"
diye
konuşunca
Süleyman
Efendi de;
"Ah Seyda
keşke sen,
bizimle
Gavsın köyü
arasında bir
köprü
mahiyetinde
olan şu
Karasuyu
geçsen de
Gavsımın
neler
yaptığını
bir görsen!"
diye
karşılık
verir. Bu
cevap
seydanın
beyninde
müthiş bir
etki yapar
ve aklından
çıkmaz.
Akşam olur
uyku yok,
nihayet
dayanamaz ve
yarı gece
yatağından
kalkarak
doğruca
Süleyman
efendinin
evine...
Kapıyı çalar
"Süleyman
efendi,
Süleyman
efendi!" ev
sahibi
şaşkınlık
içinde
yataktan
kalkar.
"Hayırdır
Seyda,
gecenin bu
saatinde?"
Seyda
"Efendi
senin
gözlerin
aklımdan
çıkmıyor
mürşidini
mutlaka
görmem lazım
kalk
gidelim."
"Aman Seyda
gecenin bu
saatinde?"
Hiç olmazsa
yarını
beklesen de
gündüz gözü
ile gitsek?"
imkansız
yarını
bekleyemeyeceğim"
der. Ve
nihayet
giderler,
varış ve
Gavs'ın
huzuru...
Seyda oturur
seyre
başlar.
Gavs'tan çıt
yok bu
sessizlik
tam kırk gün
devam eder.
Seyda'da bu
zaman
zarfında en
ufak bir
sıkıntı yok.
Nihayet
kırkıncı gün
"Molla
Abdurrahman
hoş geldin!
Hayırdır
İnşaallah?"
diye Gavs
sohbete
başlar,
Seyda da
"Kurban
Gavs'a
geldik" diye
karşılık
verir ve
oluş...
Seydanın
asıl
seydalığı
Gavsın
vefatından
sonra
başlar.
Şeriata o
kadar
bağlanırlar
ki, en ufak
bir ayrılığa
bile
tahammülleri
olmaz.
Sünnet
ittibaları
dillere
destan. Bu
dini mubinin
Bid'at ve
hurafelerle
donanmaması
için ehli
ilme yönelir
ve talebe
yetiştirirdi.
Nihayet öyle
öğrenciler
yetiştirir
ki, bilgi
seviyeleri
dillerde...
0 günkü
durumu üstat
Bediüzzaman'dan
okuyalım :
"Hem o
nahiyemiz
olan Hizan
kazasına
tabi
İsparitte
birdenbire
meşhur Seyda
namında Şeyh
Abdurrahmani
Taği'nin
himmeti ile
o kadar çok
talebe ve
hocalar ve
alimler
çıktılar ki,
bütün
Kürdistan
onlarla
iftihar
eder, bir
şekil aldığı
zaman,
içlerinde
münazari
ilmiyye ve
pek büyük
bir himmetle
ve pek geniş
bir daire-i
ilim ve
tarikat için
de öyle bir
vaziyet
hissediyordum
ki, güya
yeryüzünü
fethedecek
bu
hocalardır..."
(Emirdağ
Lahikası
c.l, sh: 53)
Resulu
Zişan'a
ittiba'dan
bahsetmiştik.
Bu ittibaın
nerelere
kadar
olduğuna bir
Örnek:
"Seyda
yaşadığı
müddetle
kendi evlat
ve
akrabaları
arasında
dikkat
ettiği bir
şey vardı. 0
da şu: Kim
bir elbise
veya entari
alırsa o
elbiseyi
aldığı gibi
giymez. Eski
elbiseleri
altına
giyerdi ta
ki ilk
yeniliğini
geçirinceye
kadar. Bir
gün tüm ev
halkı gece
teheccühe
kalkarlar
yalnız en
çok sevilen
küçük kızı
hariç. Bir
müddet sonra
o da kalkar
bakar ki
herkes
namazı
bitirmiş
başka
ibadetlerle
meşgul, çok
üzülür o
güne kadar
kalktığı
halde bu
gece nasıl
kalkmamıştı?
Muhasebe-i
nefse girer
bakar ki
yaptığı bir
hata aklına
gelmiyor o
anda
üzerindeki
yeni fistanı
göze çarpar
hemen
üzerinden
çıkararak
Seydanın
huzuruna
varır;
Seyda'nın
kaşları
çatıktır.
"Babacığım
yemin ederim
ki bu yeni
elbisenin
üzerimde
olduğunu
unutmuşum.
İnşaallah
bir daha
giymeyeceğim."
der. Seyda:
"Sevgili
kızım,
Peygamberimiz
(S.A.V) bir
seferinden
dönünce
adeti üzere
önce çok
sevdiği kızı
Hz. Fatıma'
yı ziyaret
eder.
Odasına
girer girmez
kaşları
çatık dışarı
çıkar gider.
Hz. Fatıma
duruma çok
üzülür.
Nihayet
bakar ki,
boynunda
altından bir
gerdanlık
var.
"Herhalde
babam bundan
kızdı" diye
düşünerek
hemen
gerdanlığı
çıkarıp biri
vasıtası ile
sattırmaya
ve parasını
da fakirlere
sadaka
etmeye
gönderir.
Emir yerine
getirilir.
Ardından
Peygamberimiz
(S.A.V)
durumdan
haberdar
edilir. 0 da
hemen
sevgili
kızını
ziyarete
gelir.
Sorarlar:
"Sevgili
kızım senin
bir altın
kolyen vardı
ne oldu?"
Sevgili
babacığım
evimden
kızgınlıkla
çıktığını
görünce
ondan
olduğunu
zannettim.
Hemen
çıkarıp
sattırdım.
Parasını da
fakirlere
sadaka
ettim."
"Evet kızım
ondan
kızmıştım.
Benim Evladü
iyalimin bu
dünyada
güzel
şeylerle
avunmasını
istemiyorum.
Tüm
güzelliğin
öbür alemde
olmasını
isterim."
buyurur.
Seyda: "İşte
kızım, buna
ittiba'en
kendi
ailemden
kimsenin
yeni olan
bir şeyi
dıştan
görünecek.
bir şekilde
giyilmesini
istemiyorum."
diye
cevaplar.
Seyda
yaşadığı
hayat
süresince
hiç bir
mü'mini
rahatsız
etmemeye çok
dikkat
ederdi.
Bulunduğu
yere
ziyarete
gelenlerin
sayısı gün
geçtikçe
fazlalaştığından,
bir gün
seyda
misafirlerinin
ihtiyaçlarını
daha iyi
karşılamak
için kendi
arazisinde
bir
değirmenin
yapılmasını
emretti, o
zamanlar
Seyda' nın
köyüne yakın
bir köyde
bir değirmen
daha vardı.
Seyda dahil
herkesin
buğdayı
oraya
giderdi.
Nihayet
değirmen
bitti ve
işlemeye
başlayınca,
Seyda ikinci
bir haber
gönderir.
"Değirmeni
yıkın!"
Nedeni
sorulduğunda
Seyda,
"Yakın
komşumuzun
bir
değirmeni
vardı değil
mi?" "Evet."
"Peki bizim
değirmen işe
başlasa
hangisi daha
iyi işler?"
"Elbetteki
seyda tercih
edilir." "0
halde bizim
yüzümüzden
bir mü'min
zarar
etmemeli
onun için
değirmen
yıkılmalıdır!"
buyurur ve
değirmen bir
anda
yıkılır.
Seydanın
kerametlerine
gelince
onları
sayabilmek
mümkün
değil, biz
burada bir
tanesini
anlatmakla
iktifa
edeceğiz.
Mürit
olmayan bir
zat
anlatıyor.
(bu zat
Molla Ömeri
Siîrti diye
tanınırdı) :
"Seyda
Halenzi' ye
(Siirt' in
bir köyüne)
geldi. Bunu
duyan
Siirt'in
mollaları
yanına gitti
babamda
beraberdi.
Yolda iki
meşhur alim
birbirini
methetmeye
başlar .
Biri; "Bu
civarda
Farsça
edebiyatta
benden
üstünü var
mı?"
Diğeri:"Arapça'da
da benden
üstünü var
mı?" dedi ve
Seydanın
huzuruna
girildiğinde
çıt yok.
Daha kimse
konuşmadan
Seyda biri
Farsça,
diğeri
Arapça iki
kitap
getirtti ve
her birini
kendilerini
öven
alimlere
uzatarak
kitabın
herhangi bir
yerini açıp
"Burayı okur
musun?" diye
ikisine de
emretti.
İkisi de
sanki
dilleri
tutulmuşçasına
bir tek
kelime
okuyamadılar
. Ziyaretten
sonra geri
dönerlerken
daha yolda
ikisi de
kendilerine
gösterilen
şeylerin
aslında çok
kolay
olduğunu
söyleyip
ezber
okudukları
halde
huzurundaki
duruma
hayret edip,
seydanın
kerameti
olduğunu
anladılar ve
kendilerini
methettikleri
için çok
utandılar.
Seyda zaman
zaman vefat
eden
müritleri
için
yaptıkları
murakabe de
kimin azap
içinde
olduğunu
anlarsa onun
için hemen
hatmei
tehlil
yaptırırdı.
Seydaya
sordular:
"Kalp, ruh,
sır, hafa ve
ahfa
letaifinde
ne gibi
haller
meydana
gelir?"
"Kalbin
kemal
makamında,
huzur ve
çeşitli
tecelliler,
ruhun kemal
makamında,
cezbe ve
muhabbet,
sırın
kemalinde
tevhidin bir
çeşidi,
hafanın
kemalinde
istiğrakın
bir çeşidi,
ahfanın
kemalinde
de, bir
çeşit
izmihlal ve
vahdetin
muradı
vardır."
Seydaya
sordular:
"Bütün
tarikatlarda
müridan
çeşitli
mürşitlere
makam
veriyorlar
ne
diyorsunuz?"
Seyda
kızarak:
"Eğer o
kimseler bir
velinin
makamını
levhi
mahfuzda
görmüşse, o
velinin
hakkında
filan
makamdadır
desin, yok
eğer
görmemişse,
o velinin
hakkında
boşuna yalan
atmasın."
Seyda 57 yıl
yaşadı,
vefatının
bile Resulü
Ekrem'e
(S.A.V)
uyması için
dua
ettiğinden
asıl köyü
olan Tağ'da
değil de
yazları
gelip
dinlendiği
Norşin'de
vefat etti.
Ve orada
gömüldü.
Hicri 1301.
Seyda
ardından 5'i
kız, 6'sı
erkek 11
evlat
bıraktı.
Erkek evladı
şunlardır:
ŞeyhMuhammed
Diyauddin
(Hazreti
Sani)
Şeyh
Abdurrahim
Şeyh
Muhammed
Raşid (Bu üç
evlat aynı
annedendir.)
Muhammed
Eşref
Muhammed
Derviş
Muhammed
Said (Bu zat
birinci
dünya
savaşında
şehit
düşmüştür.)
Seyda
kendisinden
sonra bu
tarikatı
aliyeyi
devam
ettirecek 19
tane halife
bıraktı.
Bunlar:
1.Bizim
silsilemizin
Seydai
Taği'hz'nin
ilk halifesi
Muhammed
Sami-il
Erzincani
(K.S.)
2. Şeyh
İbrahim
Çokresi
3. Şeyh
Mustafa
(Bitlis)
4. Şeyh
Süleyman
5. Şeyh
Yusuf
(Bitlis)
6. Şeyh
Fethullah (Verkanis)
7. Şeyh
Abdülhadi
Çarçahi
8. Şeyh
İbrahim
(Bulanık)
9. Seyyid
Tahir Abri
10. Molla
Ahmet
Taşkesenli
(Erzurum)
11. Molla
Abdullah
(Hizan)
12. Şeyh
Abdullah (Nurşin)
13. Şeyh
Reşit (Nurşin)
14. Seyyid
İbrahim
(Siirt)
Zukayd
15. Seyd
Abdulkahhar
(Siirt)
16. Şeyh
Abdulhakim
(Siirt)
17. Şeyh
Abdulkadir
Melekand (Hezan)
18. Haceli
Yusuf
(Hınıs)
Mübarek
hilyeleri:
Seyda kısa
boylu, esmer
ve gür
sakallı idi
Abdurrahmanı
Tahi (k.s.)
Hazretleri'nin
hayatını ve
fikirlerini
anlatan
İŞARETLER
adlı kitapta
Tahi (k.s.)
Hazretleri'nin
birinci
halifesi
olarak Piri
Sâmî (k.s.)
Hazretleri
gösterilmiştir.
(Ümran
Yayınları,
s. 18)
H.A.R DİZAYN
www.gonullersultani.net |