|
Lakabı:
Ebu Yakup.
Babasının
adı: Eyyub.
Hicri 440
yılında
Hemedan' da
dünyaya
geldi.
On sekiz
yaşında
Bağdat'a
gelip, Ebu
İshak-ı
Şirazî' den
okudu.
Hanefi fıkıh
ve münazara
alimi oldu.
Ebu Ali
Farmedî
hazretlerinden
feyz alıp,
kemale
geldi.
Muhyiddin-i
Arabî bir
kitabında
diyor ki:
602 (m.1205)
senesinde
Şeyh
Evhadüddin-i
Hamid
Kezmanî,
Konya'ya
geldi ve
şöyle dedi:
"Hemedan'da
Yusuf-i
Hemedanî,
altmış
yıldan
ziyade irşad
etmişdir.
Bir gün bir
yere gitmek
istedi.
Hayvanın
yularını
serbest
bıraktı.
Hayvan bunu,
şehir
dışında bir
mescide
götürdü.
Mescitte bir
genç bir şey
sordu. 0 da
cevabını
verdi" dedi.
Muhyiddin-i
Arabi burada
buyuruyor
ki: "Sadık
olan mürit,
mürşidi
kendi yanına
çeker."
Horasan
ilinde
eşsiz. Onun
kadar
müritlerin
terbiye
işini
başaran
olmamış.
Meclisi
birçok ulema
ve sulaha
ile dolup
taşardı. Bir
bir gelip
feyz alıp
giderlerdi.
Bir gün
Gavs'ı
Geylanî
(Şeyh
Abdülkadir),
İbni Saka ve
İbni Asrun,
üçü birden
Yusuf'u
ziyarete
karar
verirler.
İbni Saka
der ki: "Ona
öyle sorular
hazırladım
ki bilmesi
bir yana
hayatında
duymamış
bile.."
îbni Asrun:
"Ben de öyle
sorular
hazırladım
ki, cevabını
ya bilir
veya
bilmez."
Şeyh
Abdülkadir
Geylani de:
"Ben sizin
gibi
düşünmüyorum.
0 zatı
ziyaretim,
elini Öpüp
dua ve
feyzini
almak
isteğimdendir"
der.. Ve
Bağdat'da
Nizamiye
medresesinde
büyük
topluluk
önünde ibni
Saka
sorularını
sormadan
cevabını
alır ve
kendisine
denir:
"Senin
gözünde
küfür
kıvılcımları
görüyorum,
korkanm ki
sen, küfür
üzere
ölesin."
İbni Asrun
da cevabını
alır ve:
"Senin sonun
tehlikelidir,-imanını
ya kurtarır
veya belli
olmaz" der.
Abdülkadir
Geylanî'ye
de: "Senin
zamanında
ayağın, o
zamanın
bütün
velilerinin
omuzları
üzerinde
olacaktır."
denir.
Gidiş...
ibni Saka,
bir müddet
sonra
Bizanslılarca
kandırılıp,
hıristiyanlığı
kabul eder
ve Hafız
Kur'an
olduğu halde
bir tek ayet
haricinde
tüm Kur'an'ı
unutarak
küfür üzere
ölür.
Unutmadığı
ayet;
Kafirlere ve
Müslümanlıktan
dönenlere
aittir. îbni
Asrun da
fıska
dalarak
dünyayı
satın alır.
Gavs'i
Geylanî de
ma'lum...
Büyük
Gavs..!
Abdülhalık
Gücdevanî ve
Hace Ahmed
Yesevî gibi
büyük
veliler
yetiştirmiştir.
(Zinet-ül
Hayat), (Menazil-üs-Sayirin)
ve (Menazil-üs-salikin)
kitapları
meşhurdur.
Yusuf-i
Hemedanî
hazretlerinin
talebesi
dörttür:
Hace
Abdullah
Berkî, Hace
Hasan Endakî,
Hace Ahmed
Yesevî ve
Hace
Abdulhalık
Gücdevanî (kaddesallahü
esrarehüm).
Hace Yusuf'
dan bu
dördün her
biri yüksek
makamlara
erişmişlerdir.
Bunlardan
başka edep
yolunda ve
hizmetinde
daha başka
halifeleri
de vardır.
Bütün
dostlarına,
Hace
Abdulhalık
hazretlerine
tabi
olmalannı
irade etti.
Hace Ahmet
Yesevî
Türkistan
tarafına
göçetti.
İbrahim-i
Hüfî
anlatır:
Yusuf-i
Hemedanî
insanlara
dinden vaaz
veriyordu. 0
mecliste
bulunan iki
fıkıh alimi,
Şeyhe: "Sus
sen bidat
sahibisin!"
dediler.
Şeyh onlara
dönüp: "Siz
ikiniz
susun, size
diri denmez"
buyurdu. 0
anda her
ikisi
bulundukları
yerde
ölüverdiler.
Hemedan'dan
bir kadın
ağlayarak
huzuruna
geldi ve:
"Oğlumu
Bizanslılar
esir
etmişler"
dedi.
Sabredin
buyurdu.Sabredecek
halim
kalmadı
dedi. Bunun
üzerine
şeyh: "Ya
Rabbi,
esirini
kurtar,
üzüntüsünü
neşeye
çevir" diye
dua edip, o
kadına:
"Evine dön,
oğlunu evde
bulursun"
buyurdu.
Kadın eve
gelince, bir
de ne
görsün, oğlu
evde oturur.
Şaşakaldı.
"Anlat
evladım!"
dedi. Oğlu
şöyle
anlattı:
"Biraz evvel
Konstantiniyye'de
(İstanbul'da)
idim.
Ayaklarım
bağlı,
başımda
muhafız
vardı.
Birden bir
kimse geldi.
Beni kaptığı
gibi bir
anda buraya
getirdi."
Cemaatinden
biri,
hazreti
Haceden
ayrılıp,
Hacede
bulunmayan
bir kötü
işle Haceyi
kötülemeğe
başladı.
Şeyh
Hazretleri:
"Bu adam
öldürülür"
buyurdu.
Gerçekten
öldürüldü.
Hicri 535
yılında
vefat etti.
Merv' de
defnedildi.
Mübarek;
vücutça
zayıf ve
küçüktü,
buğday
benizli,
siyah
sakallı, tek
tük beyazı
vardı. Züht
ve takvası
İmam-ı Azam
gibiydi.
H.A.R DİZAYN
www.gonullersultani.net |