Page 227 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 227
224 Gülden Bülbüllere
Zahirdeki askeriye gibi değil. Bu zahirdeki askeriyeye göre; o mane-
viyat askeriye şöyledir ki:
Hazreti Ömer (r.a) Şam’a gidiyor. Medine’den çıktı kölesiyle. Bir
devesi var, kendisi biniyor kölenin devesi yok. Köleye diyor ki;
- Biz yolcuyuz, arkadaşız. Artık burada kölelik, halifelik, ağalık kalk-
tı, kaldırdım ta ki Şam’a girinceye kadar.
Bineği bir tane deve sırayla binecek.
- Bir saat sen bineceksin bir saat ben, beş saat sen bineceksin beş
saat ben.
Böyle sırayla binerekten gidiyorlar. Şam’a gireceği zaman köleye sıra
geliyor. Köle diyor ki;
- Efendim Şam’a giriyoruz sahabeler de orada, yeni Müslümanlar
Şam’ın halkı da var, hepsi sana karşı gelirler ben devede olur mu?
Sen bin.
- Yok, hayır, diyor. Sen de bir köle ben de bir köle. Allah’a karşı sen
de bir köle ben de bir köle. Sıra sana geldi sen bineceksin, diyor.
Köle devede Şam’a giriyorlar. Şamlıların hepsi elini öpmek için de-
venin yanına koşuyorlar köle feryat ediyor. Diyor ki;
- Yahu ben halife değilim, halife O.
Askeriye deyince erin giyimi başka, generalin giyimi başka; erin el-
bisesi, yemesi başka değildir. Ancak burada bir görev var, bir de rütbe
vardır. Yaşantıya gelince er de, mareşal de birdir. Maneviyatta böyle,
zahir gibi değil.
Allah’a şükür işte biz de tarikata girince bir asker olduk, asker el-
bisesi giydik, asker karavanası yiyoruz. Bir kıyafet taşıyoruz. Bu asker
kıyafeti taşımakla bu askerliğin disiplinini muhafaza etmek lazımdır.
Muhafaza edersen terakki edersin bir de edemezsen askerde divan-ı har-
be veriyorlar asıyorlar, kesiyorlar.
Bu da nedir?

