Page 332 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 332
Tasavvuf Sohbetleri 4 329
Allah’a şükür Allah bize tarikatı, şeriatı nasip etmişse tarikatı yaşa-
mak için şeriatı olacak. Şeriatı da yaşamak için bilmemiz lazım. Bilme-
yerek değil, bilerek yaşayalım.
Burada şimdi “utlubul ilme minel mehdi ilel lehd”, buyuruyor. Ama
ehli dil bunu nasıl açıklıyor? Sonunu açıklıyor bak şimdi;
“Utlubu’l-ilme mine’l-mehdi ile’l-lahd” durma sen
Bu emre göre sen durma oku, bir şeyler öğren. Ama;
Bir kaç esmâ bilmek ile Hakk’ı bildim sanma sen
Sohbet-i Pîre devam et rûz u şeb usanma sen
Zât-ı Hakk’ı anlamaktır binbir esmâdan garaz
Ne diyor?
Bunun sonu tasavvufa temas ediyor.
Evveli zahir şeriate, kelamın sonu tasavvufa ait. Niye bu böyle? çün-
kü efendim kelamda bu emirler varsa bazı anlaşılmayan emirleri başka
bir kelamda açıklıyor.
Şimdi bakın Allah’ı ilmel yakîn, aynel yakîn, hakkal yakîn bilmek
var, bu söyleniyor. Bir de deniliyor ki ilmel yakîn bilmek bir Müslüman’a
çok uzak bir mesafedir. Ayne’l yakînsa o bildiğin şeye yaklaşıyorsun.
Hakkal yakînsa ona ulaşıyorsun. O zaman;
İlmel yakîn bir ilim lazım,
Aynel yakîn yaklaşmaya amel lazım,
Hakkal yakîn ise birleşmek lazım.
Ama ilimsiz amelsiz yaklaşamayız. İlimsiz Allah bilinmez, amelsiz
Allah’a yaklaşılmaz. İnsanlar saylarıyla, inançlarıyla, amelleriyle elde
ederler.
Bu hakkal yakîn bilmek mürşitsiz olmaz.
Neden? Niyazi Mısrî ne demiş?

