Page 106 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 106
Tasavvuf Sohbetleri 4 103
Zaten öyle değil mi? Bütün tasavvuf kitaplarını Allah’a şükür, oku-
muşsunuz veya dinlemişsiniz, bütün bu kadar güruh-ı evliyayı düşüne-
cek olursak, bunların hiçbir tanesi rabıtasız, meşayihsiz olabilmişler mi?
Hiçbir tanesi mürebbisiz yetişebilmişler mi?
Mürebbi demek, üstat, manevi üstattır. Üstatlığı ruha yapıyor. Ruha
öğretiyor, ruhu yetiştiriyor.
Bu da Peygamber efendimizin emri değil mi ki?: “benim mürebbim
5
Rabbim, Rabbim beni terbiye etti ”.
Şimdi kelamı kibarda şöyle geçer:
Özün bir pîre teslim et mudâvim ol kapısında
Meşâyihden murâd şâhım mürebbî kâmil olmaktır
Kendini bir pire teslim et, pirden mana yine meşayihtir, evliyaul-
lahtır. Sen kendini ona teslim et diyor, onun kapısında bekle, ama si-
lahlı olarak bekleyecek değilsin. Fakat ona inanacaksın, onu seveceksin,
onun tarikatının hizmetlerini canla başla yapacaksın. Beklemek demek
budur.
Meşayihi tanımaktan bilmekten, onun kapısına gitmekten ve onun
kapısını beklemekten maksat neymiş? gaye neymiş?
O, mürebbi, yetiştiricidir. Seni yetiştiriyor, öyle değil mi?
Zaten zahirde herhangi bir sanatkar veya herhangi bir talebe, ilim
tahsil eden bir talebe; hocası vardır, medresesi vardır. Hocaya, med-
reseye gitmeden, mektebe gitmeden ilim tahsil edebilir mi? edemez.
Herhangi bir sanatkar, bir ustaya çırak olmazsa örnek görmese bir usta
olabilir, yetişebilir mi? Yetişemez.
Öyleyse bu ruhun da, senin ruhun, ustasız olur mu?
Peygamber efendimiz “benim mürebbim Rabbim, beni Rabbim
terbiye etti” diyor. Çünkü bu da Peygamber efendimizin kemalatıdır.
Kemalat, bunu zaten aşikar ediyor. Tıfıl olduğu halde, annesinden
dünyaya geldiğinde, hiçbir şeyden haberi yok iken bak, ümmetini, da-
5 Tırmizi Menakil 1 Müsned 4.Bab S.66

