Page 200 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 200
200 Gül'den Bülbüllere
Şeyh Efendimiz’in emri iki kürek kemiğinin arasında bir çukur yer var. Orada
kalbe bir pencere varmış. Şeytan oradan vesvese verirmiş. Vurmakla ora
kapanıyor. Şeytan vesvese veremiyor. Peki, orası kapanınca daha vesvese
olmaz mı? İnsanda nefis var, şeytan var. Şeytan dışardan veriyor vesveseyi.
İnsanın iki türlü şeytanı vardır: Sûrî: Dışardan. Manevî: Nefs-i emmâresi.
Bir de kelâm-ı kibâr söylenir. Burada söylenen kelâm bir kimseye söy-
lenmiştir. Hepsi faydalanır. Tabii müridin hâline göre söylenir. Hepsine tek
tek okumak mümkün değil. Akşama kadar değil. Bir haftada bitmez. Bu kelâm
hoşuna gitti ise bana söylendi deme. Bir kelâmı okuyacağız. Yirmi kişiye
vurup geçeceğiz. Önemli olan teveccühün sonuna kadar gözlerimizi açma-
yacağız. Kalbimizi muhafaza etmek, dünya ile ilgili şeyleri düşünmemektir.
Bir de şu var: Sohbetimiz herkese serbest. Yalnız amelimize gelince
serbest değil. Hatmemize de teveccühümüze de dersli olmayan oturamıyor.
Dersi olmayan lütfen çıksın. Dersi varsa nereden olursa olsun oturabilir.
Yalnız cehrî zikir yapanlar zikirlerini yapmasınlar, bizde cehrî zikir yasak.
Ama yasak diye inkâr mı ediyoruz? Hayır, haktır. Çünkü Resûlallâh
Efendimiz, Hazreti Ali Efendimiz’e cehrî zikri talim ettirmiştir. Bizim
amelimiz bittiği zaman “lillâhi’l fâtiha” denir. O zaman herkes gözünü açar.
Kendi zikrini yapabilir, serbest.
Bizde cezbe var ama o gayr-i iradî oluyor. Ama zikir irade ile başladığı
için yasaktır. Cehrî zikir yasak. Cehrî tarîkattan olanlar yasaklara riâyet
etsinler. Hiç tarîkatı yoksa onlar lütfen oturmasın. Yunus Emre ne buyurmuş:
Senin aşkın deniz, ben bir balıcak
Balık sudan çıka hemen ölüdür
Bir balığı su nasıl ihâta etmişse, suda nasıl yaşıyorsa, senin aşkın da bir
derya gibi benim ruhumu ihâta etmiştir. Balık sudan çıkınca nasıl yaşaya-
mazsa, senin aşkın kesilirse ben de öyle olurum. Ama aşk kesilmez.
Ne buyruluyor? “Bizi unutmayın. Biz sizinle beraberiz. Bizi unutursanız,
ayrı düşersiniz.”
Meşâyih müridi unutmaz, mürid meşâyihi unutmazsa. Burada mürit hangi
nurda ise o tecellî eder. Râbıtadan gelen nur esmâ nurudur. Sıfat nuru vardır.
Zât nuru vardır.
Eğer mürit evliyâullâhı Allah’ın sıfatında görürse ödü kopar. Evliyâullâh
bir celâl sıfatında görünür, bir cemâl sıfatında görünür. Cemâl sıfatında görü-
nürse bayılır.
İşte vecd hâline geçenler böyle geçer. Görenler nasıl görüyor? Yavaş
yavaş, tedricen tedricen, alışa alışa. Onun için evliyâullâhı unutmayacağız.
Hayâli gözümüzde, sevgisi gönlümüzde olacak. Şeyh Efendi’nin yediğini,
içtiğini, sohbetini neyini gördüysen onu hayâl etmen râbıtadır. Biz hayâli
râbıtadayız. Râbıta-yı Nakş-i cemâl de var. Ama onu göremeyiz. Alıştıra
alıştıra gösterirler.
Allah’ın üç nuru vardır: Mürit esmâ nurunda ise râbıta nuru tecellî eder.
Eğer sıfat nurunda ise nübüvvet nuru tecellî eder. O da onu cezbeder. Eğer
huzur müridi ise Allah’ın zât nuru ile ihâta edilmişse, zât nuru oluşur.
Esmâ nuru, 1001 isminin nuru. Sıfat nuru, 8 sıfatının nuru. Zât nuru,
zâtının nuru. Allah-u Teâlâ’nın üç nuru vardır.

