Page 198 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 198
198 Gül'den Bülbüllere
Bir de Peygamber Efendimiz: “Herkes sevdiği ile beraber olacak.”
buyuruyor.
Âhirette herkes sevdiği ile beraber olacaktır. Askeriyeyi misal verecek
olursak bizim tarîkatımız askerîdir. Kıyâfeti de askerî, eğitimi de askerî,
talimi, terbiyesi de askerî. Görevi de askerî. Askerî sistem. Erden mareşale
kadar düşün. Her tarîkata giren erdir. Madem resmî kıyâfet taşıyor. Onu
muhafaza edecek. Eğer muhafaza edemezse terfi edemez. Hem de askeriyede
disiplin var. Eğer görevini yapmazsa, kıyâfetini korumazsa cezâ veriyorlar.
Evet, ne zaman ki insan o dört özelliği elde ederse o zaman hakikate geçer.
Her tarîkata giren hakikate ulaşamaz. Mesela burada bin veya iki bin cemaat
var. Hepsi tarîkata inanmış gelmişler. Ama hepsi bu dört şartı yaşıyor mu?
Yaşayan var mıdır? Vardır. Hepsi yaşıyor mu? Hayır. Ama tarîkatın dört şartı
yaşanacak. Dört şartı olmazsa tarîkata geçmiş değildir. Meşâyihten ders almış
ama şeriatta eksikliği var. Daha bu kimse tarîkata geçmemiştir. Şeriatta
eksikliği varsa tarîkata girmemiştir.
Kabiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
Kabiliyet kap manasınadır. Kap ise bizim kalbimizdir. Senin kalbine
mürşid tarafından verilen sevgi var ya onu muhafaza etmendir. Onu ahlakınla
muhafaza edeceksin. Sözlerinle, kıyâfetinle, yaşantınla, işinle, sözünle
muhafaza edeceksin. Mürşidine muhalif olacak bir işi görme, mürşidine leke
getirecek bir sözü söyleme. Mürşidine tenkit getirecek bir kıyâfet taşıma.
Yaşantın mürşidine ters düşecek şekilde olmasın.
Evet, sizi buraya meşâyih sevgisi getirdi. Muhabbet, meşâyihimizi çok
seveceğiz.
Bulam dersen eğer ayn-i imanı
Çalış ki şeyhinde olasın fâni
Sana senden yakın olanı tanı
Burada rumuz var. İmanın olgun olanını bulayım diyorsan çalış şeyhinde
fâni ol. Burası anlaşılıyor.
Sana senden yakın olanı tanı
Burasını ne kadar izah etsem yine anlayamazsınız. Ama doğrudan doğruya
söylersem küfür olur. Zâhire küfür görünür. Bizden yakın olan kim var? Allah
var. İmanın hakikatini elde etmek için şeyhimizde fâni olacağız. Şeyh Efen-
dimiz’i nefsimizden fazla seveceğiz.
İhlâs, Şeyh Efendimiz’i sevmek için onu büyük göreceğiz.
Âdab, ihlâsı takviye eden âdab vardır. Hani şurada sehpa ne kadar yer işgal
etmiş. Kendi vücudu kadar bir yer işgal etmiş. Salon ne kadar yer işgal etmiş?
Vücudu kadar. Bir insan kendi vücudu ile bir oturduğu yeri işgal eder. Ama
kâmil insan olursa dünyayı işgal eder. Dünyayı işgal etmiştir. Âdab şudur ki
meşâyihinin zâhirini, bâtınını bir görmek. Onu büyük göreceksin. Ama âdabın
olacak ki büyük görebilesin. Ne diyeceksin? Benim Şeyh Efendim’i ben
göremiyorum, ama o beni görüyor. Çünkü o dünyayı ihâta etmiştir. Onun için
uzak yakın yok. O her taraftan haberdar. Âdab budur. Ne kadar ırakta olursa
olsun ırakta görme.
Teslimiyet, zâhirde teslimiyet tevekkül demektir. Allah’a kulun teslim
olması. Meşâyihe tevekkül olmazsa teslim olamaz. Tarîkattaki tevekkül
şudur: Öyle bir teslim olmuş ki bir âlet olduğunu biliyor. Beni şeyhim

