Page 195 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 195

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           195

            bir  talebe  ilkokulu  bitirince  diploma  alıyor.  Ortaokula,  liseye  gidiyor.
            Diploma  ile  bir  yükseğine  kaydoluyor.  Ruhun  da  böyle  tahsilleri  vardır.
            Fenâfi’ş-şeyh âlemi, fenâfi’r-resûl âlemi, fenâfillâh, bekâbillâh, seyr-i ilallâh.
            Bir de ruh-ı revânî makamı, ruh-ı sultânî makamı, ruh-ı nûrânî makamı vardır.
            Bunlar vardır. İşte mürit tarîkata girerse, kendisini meşâyihine teslim ederse,
            zâhirde hizmetini görürse, himmet alırsa fenâfi’ş-şeyh olacak. Fenâfi’ş-şeyh
            olmak için şeyhini canından fazla sevecek. Şeyhini büyük görecek.
               Bilinmez âlemin sırr-ı nihândır
               Dört şâhın hükmüyle döner cihândır
               Ârif olanlara özge seyrândır
               Kâmile her eşya olmuştur evrâd
               İnsana  âlemin  sırrı  nihândır.  Sadece  bu  gördüklerimiz  mi  var?  Sadece
            bilinenler mi? Bilinenlerden çok bilinmeyenler var. Sen de ben de bir insanız
            ama bu insanda olan âlemden, bu insanda olan esrârdan haberimiz var mı? Yok.
            Eğer insanda olan esrârdan haberimiz olsa bir insan bu dünyadan büyük olur.
               Evliyâullâh buyurmuş ki: “Zâhirde dünya harmanında ben bir taneyim.”
            Bu dünyada milyarlarca insan var. Bir tarlaya ziraatçı yüz teneke buğday eker.
            Oradan bin teneke buğday çıkar. Bin teneke buğdayın içerisinde milyonlarca
            buğday tanesi var.
               Onun için zâhirde dünya harmanında bir taneyim diyor. Dünya bir harman
            ise ben de bir tanesiyim. Ama manada bu dünya benim harmanımda bir tane.
               Niçin Cenâb-ı Hak: “Lekad halakne’l insâne fî ahseni takvîm” buyuruyor?
            “Ben insanı kıymetli halk ettim. Ben insanı büyük halk ettim. Ben insanı güzel
            halk ettim.” buyuruyor. “Ama o insanı cehennemin en karanlık yerine düşü-
            rürüm.”
               En büyük âlem sensin. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın zâtından sonra en büyük
            varlık insan. En kıymetli varlık yine insan. Cenâb-ı Hakk’ın zâtından sonra en
            güzel varlık yine insan. Ama hangi insan? Allah’ın sıfatları onda tecellî ederse
            haktır, doğrudur.
               Meşâyihin sıfatı ile sıfatlanacak. Sıfatlanınca fenâfi’ş-şeyh olur. Resûlul-
            lâh’a vâsıta meşâyihtir. Allah’a vâsıta da Resûlullâh’tır.
               “Habîbim, seni seven, beni sever. Seni sevmeyen, beri sevemez. Habîbim,
            seni bilen, beni bilir. Seni bilmeyen beni bilemez. Habîbim, seni bulan beni
            bulur. Seni bulamayan beni bulamaz. Habîbim, seni gören, beni görür. Seni
            göremeyen beni göremez.”
               Biz Peygamber Efendimiz’i göremedik. Ama onu görenler var. Öyle ise
            onu görenleri göreceğiz ki ondan sonra onu görebilelim.
               Bu neye benzer? Biz şimdi buradan Erzincan’ın veya başka bir ilin valisini
            görebilir miyiz? Göremeyiz. Ama onu gören kişilerden öğrenebiliriz. Peki, bir
            âmirin veya başkanın dairesinin içini, çalıştığı yeri görebilir miyiz? Hayır. Sen,
            ben göremeyiz. Onunla teşrîki mesâisi olanlar görür. İşte insan budur efendim.
               En evvel fenâfi’ş-şeyh olacak bir mürid. Fenâfi’ş-şeyh olmadan fenâfi’r-
            resûl olamaz. Fenâfi’r-resûl olmadan fenâfillâh olamaz. Fenâfi’ş-şeyh olma-
            dan  fenâfi’r-resûl  olamazsın.  Bir  meşâyihin  hizmetini  gördün,  himmetini
            aldınsa, Resûlullâh’a giden vâsıtaya bindin. O götürür seni “Yâ Resûlallâh işte
            ümmetin.” der, teslim eder.
   190   191   192   193   194   195   196   197   198   199   200