Page 192 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 192

192                                                Gül'den Bülbüllere

            üzerinde sevilen bir kimsedir. Bir mezhep reisidir, diyor. Sen şeyhini sevebi-
            lirsin. O sevgi sana aittir diyor. Bu derece direnmende senin delilin nedir?
               Mürit diyor ki:
               — Ben kırk senedir İmâm-ı Âzam’ın mezhebi üzerine amel işliyordum.
            Hiçbir kötü ahlakımdan geçemedim. Kırk gün oldu şeyhime hizmet edeli hep-
            sini terk ettim. Onun için şeyhimi çok seviyorum, demiş.
               Cenâb-ı Allah yüz yirmi dört bin peygamber göndermiş. Bunlardan sadece
            sekiz  tanesine  kitap  indirmiştir.  Diğer  peygamberler  Allah’ın  emirlerini
            kullarına ilham yoluyla bildirmişlerdir. İşte ledünnî ilmi budur. Velîlere kitap
            indirilmemiştir. Fakat onlar da Allah’ın emirlerini ilham yoluyla bildirirler.
            Velîler dilleri ile konuşmaz, onların kalpleri konuşur.
               İki  tane  âlim,  tarîkatlı  birisine  rastlamışlar.  Zannediyorlarmış  ki  bunlar
            tarîkatta bir şey bilmiyorlar. Ona soru soruyorlar:
               — Bir adam bir vakit namazını terk etmiş. Kaza edecek, ama hangi vakti
            olduğunu bilmiyor.
               Mürit cevap veriyor.
               — O adam gâfil öyleyse. Gâfil ise beş vakit namazını da kaza edecek diye
            cevap vermiş.
               Âlimde  bu  soruya  çözüm  yokmuş,  çözümsüz  imiş.  Çözümsüz  bir  soru
            soruyor ki cevap veremesin diye. Âlim buradan bilgi edinmiş. Demiş ki:
               — Bunların câhili böyle ise âlimi nasıl?
               Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Kulum bildikleri ile amel ederse, bilmedikle-
            rini biz Azimüşşân ona öğretiriz.”
               Ama  sadece  bildiğimizle  amel  işlemek  değil.  İhlâs  ile  amel  işlemek,
            inanarak işlemek var.
               Ey birâder sözlerime tut kulak
               Sanma onu söyleyen dil ya dudak
               Diyor ki sözlerimi iyi dinleyin. Zannetmeyin ki onu dil, dudak konuşuyor.
            Kitaplara inanacağız. Peygamberlere inanacağız.
               Lâ ilâhe illallâh, Âdem Safiyyullâh
               Lâ ilâhe illallâh, Nuh Nebiyyullâh
               Lâ ilâhe illallâh, İbrahim Halilullâh
               Lâ ilâhe illallâh, Musa Kelimullâh
               Lâ ilâhe illallâh, İsa Nurullâh
               İnanacağız. Bunların üzerine kelime-i tevhid getireceğiz. Salavat getirece-
            ğiz.  Yalnız  amellerini  işleyemeyiz.  Resûlullâh’ın  sünnetini  işleyeceğiz.
            Allah’a şükür, Allah bizi şanslı halk etmiş. Cenâb-ı Hakk’ın bize özel muame-
            lesi var ki sevgili Habîbi’ne bizi ümmet etmiş. Ümmet olamazsak kurtuluş var
            mıdır? Yok. Bu dünya âleminde dinler içerisinde, inançlar içerisinde, ameller
            içerisinde  kurtulanlar  kimlerdir?  Kur’ân’a  uyanlardır.  Ayrıca  Cenâb-ı  Hak
            bize öyle bir ihsânda bulunmuş ki vâris-i enbiyâ olan velîlerini sevdirmiş. Bu
            şeref bize yeter. Bu şerefi muhafaza edelim. Velî olamazsak bile o velîlerin
            izinden ayrılmayalım.
   187   188   189   190   191   192   193   194   195   196   197