Page 188 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 188

188                                                Gül'den Bülbüllere

               Peygamber Efendimiz Miraç yaptığı zaman öyle harikalar gördü ki: Bir
            melek gördü yetmiş bin başı var, her başında yetmiş bin ağzı var, her ağzında
            yetmiş bin dili var, her dili ile yetmiş bin lisanla, yetmiş bin lügatle Allah’ı
            zikrediyor. Bu hiç kalemlere sığar mı? Sığmaz.
               Bir melek de gördü ki Arş-ı Âlâ’da görmüş olduğu bir derya var. Kürre-yi
            Arz’da olan okyanuslar ile Cenâb-ı Hakk’ın semâdaki rahmet deryalarının
            hepsi birleştiği zaman, onun yanında bir katre kalır. İşte o deryaya dalıyor.
            Sudan çıkıyor, silkiniyor. Tüylerinden düşen katrelerden melekler halk ediyor
            Cenâb-ı  Hak.  Bunlar  Beytu’l-Ma’mur’u  tavaf  ediyorlarmış.  Allah’ı  zikre
            başlıyorlarmış. Beytu’l-Ma’mur, meleklerin tavaf yeri. Nasıl ki dünyada Kâbe
            var, Beytullâh var, insanlar tavaf ediyorlarsa. Beytu’l-Ma’mur da meleklerin
            tavaf yeri.
               Meleklerin çokluğuna bakınız ki halk edilen melek Beytu’l-Ma’mur’u bir
            defa  tavaf  yapıyor.  Kıyamete  kadar  bir  daha  ona  sıra  gelmiyor.  Çünkü
            meleklerde kıyamete kadar ölüm yoktur. İnsanlardaki gibi bir taraftan, doğum,
            bir taraftan ölüm yoktur. En son kıyamette dünya, insanlar hepsi yok olacak.
            Onlar da yok olacak. Çünkü Allah’tan başka hiçbir varlık kalmayacak. Hepsi
            yok olacak. Canlı veya cansız hepsi yok olacak.
               İşte  o  günde,  kıyamet  koptuğu  zaman  melekler  yok  olacak.  Onların
            halkiyeti insanlardan çok evveldir. Hâlâ kıyamete kadar da halkiyeti devam
            ediyor. Çünkü Peygamber Efendimiz Miraç’ta öyle gördü. Daha başka neler
            gördü? Büyük bir derya gördü, çok büyük bir derya. Deryanın ortasında çok
            büyük bir ağaç var. O ağaç da çok büyük, o ağaç da dünyaya sığmaz. Ağacın
            dalında bir kuş gördü. Kuş da çok büyük. Kuşun gagasında toprak parçası
            gördü, çamur. Onu da sordu?
               — Yâ Rabbî bu derya nedir? Bu ağaç nedir? Bu kuş nedir? Ağzındaki bu
            çamur nedir?
               —  Yâ  Habîbim,  bu  derya  benim  rahmetim,  ağaç  da  dünya.  Bu  ağacın
            dalları var ya, dünyada da o kadar milletler var.
                  Hepsi Ümmet-i Muhammed’den mi? Değil. Kaç türlü insan var? Millet
            olarak değil de inanç yönünden İsevîler, Musevîler, Mecûsîler, putlara tapan-
            lar var, ateşe tapanlar var. Sığıra tapanlar var. Şeytana tapanlar var. Güneşe
            tapanlar var, sayılmayacak kadar. Bunların hepsi bâtıl inanca sahip olmuşlar.
               — Ağacın dalındaki kuş senin ümmetindir. Kuşun ağzındaki, gagasındaki
            çamur da senin ümmetinin günahıdır. Bu kuşun gagasındaki çamur deryaya
            düşerse, deryayı bulandırır mı? O kadarcık çamur deryayı bulandırır mı?
               Bulandırmaz. Yani Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin nihayeti yoktur.
               Şimdi buradan biz ne anlayacağız? Allah’a itaat etseler, Allah’a bir kâr,
            menfaat kazandıramazlar. Onun için Allah’ın rahmetinin nihayeti yoktur.
               Bir de bir insan ne kadar günahkâr olursa olsun yeter ki Allah’ın rahmetini
            büyük bilsin. Allah’ın rahmetine sığınsın. Azametine, büyüklüğüne sığınsın.
               Tevbesi kabul olan şey
               Ne gerek günah ona
   183   184   185   186   187   188   189   190   191   192   193