Page 184 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 184

184                                                Gül'den Bülbüllere

               Bir  de  şöyle  buyuruyor:  “Âlâyı,  ednâyı  seçmek,  mürşid-i  kâmilin  kârı
            değildir.”
               Yani sen iyisin, sen kötüsün demezler. Mesela zamanında bir İrşâdî Baba
            varmış. Meşâyihlerden imiş. Bayburt’ta bu zât tütün içermiş. Uzun bir çubuğu
            varmış. Ona basıyormuş tütünü, içiyormuş. Ama büyük bir meşâyih. Onun
            zamanında bir Oflu Hoca varmış. Âlim, ilmi ile çok ilerde. O hoca bunun
            çubuğuna itiraz ediyormuş. Evliyâullâhı insanlar ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn,
            hakke’l-yakîn bilirler. Bu ilme’l-yakîn bildiği için tütünün çubuğuna itiraz
            ediyormuş.
               Diyormuş ki: “Senin her yönün, her hâlin velîliğe uygun. Ama şu çubuktan
            dolayı ben senin velîliğini, velâyetini ispat edemem.” diyormuş. “Her hare-
            ketin, her sözün, yaşantın tam manası ile velî ama bu çubuğu içiyorsun. Onun
            için ben sana velî diyemem.”
               “Bir âlim de bir âleme mukabildir.” Mesela tarîkatta da böyle. Bir tane
            tahsilli, kültürlü bir müftü veya bir kazânın imamı veya kaymakamı veya bir
            doktoru. Bunlardan bir tanesi, ümmî olan bin tanesine karşılık gelir.
               Bu da bir hoca, birçok etrafı var. İrşâdî Baba’ya karşı böyle düşününce,
            birçokları onun etkisinde kalıyor. Bunun velî olduğuna inanmıyorlar. Zâhirde
            de bir merhabaları varmış. Sohbet ederlermiş. Yüzüne de söylemiş, bu çubuğu
            içmezsen ben senin velîliğine inanacağım. Ama bu çubuğu içtiğin için ben
            sana velî diyemiyorum demiş. Buna rağmen İrşâdî Baba demiş ki:
               — Hocam ben ölürsem, beni sen yıka.
               Hoca da:
               — Bakalım, nasip olursa yıkarız. Bakalım nasip olacak mı?
               Hikmet-i ilahi, İrşâdî Baba vefat etmiş. Hoca bulunmuş. Bulunmasa da
            zaten vasiyet üzere bulunup getirilecekti. Hoca cenazeyi yıkarken bakıyor ki
            cenazeyi  sağa  döndürmek  istiyor  kendiliğinden  dönüyor.  Sola  döndürmek
            istiyor  kendisi  dönüyor.  Affedersiniz  taharet  yaptırmak  istiyor.  Elini  tutup
            çekmiş. Bu sefer Hoca ağlamış.
               — Ey gidi İrşâdî Baba! Bir çubuğun arkasında sen kendini gizledin de biz
            seni bilemedik.
               Onun için zâhirde bir insanın ufak bir kusuru olur. Bir insanın da iyi tarafı
            olur. Ona da iyi diyemeyiz, ama ne yapacağız? Ancak herkesi kendimizden
            iyi görmemizde fayda vardır. Kelâm-ı kibârda:
               Firâk-ı yâr ile âh u enîn ol
               Ayaklar altında zîr ü zemîn ol
               Bu da şu kelâma işaret ediyor ki:
               Her gördüğünü Hızır bil
               Her geceyi Kadir bil
               Her geceyi Kadir gecesi gibi ihyâ et. Zaten öyle her geceyi Kadir Gecesi
            gibi ihyâ edenler, Kadir Gecesi’ni bulmuşlar. Ama nasıl rastlamışlar. Yaz, kış,
            seferde, hazerde, hasta da olsa, yorgun da olsa nasıl ihyâ eder? İmsaktan evvel
            kalkar. Dört rekât teheccüd namazımızı kılıp zikir yapmak, Allah’ı zikretmek.
            Kadir Gecesi’ni ihyâ etmek böyle olur. Taş mı taşıyacak veya bir işlem mi yapa-
            cak? Ticaret mi yapacak? Değil. Amel işleyecek imsaktan önce. Kelâm-ı kibâr:
   179   180   181   182   183   184   185   186   187   188   189