Page 180 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 180

180                                                Gül'den Bülbüllere

            bir şey değil insanlar için. Bizim için nimet: Ru’yetullâh, Allah’ın cemâlini
            görmek. Allah cemâlini kime gösterecek? Râzı olduğu kullarına gösterecek.
            Allah  hangi  kulundan  râzı  olacak?  Tam  manası  ile  Allah’a  teslim  olan,
            tevekkül eden kulundan râzı olacak.
               Her  şeyin  Allah’tan  geldiğini  biliyor.  Hastalığın  da  Allah’tan  geldiğini
            biliyor,  râzı  oluyor.  Fakirliğin  de  Allah’tan  geldiğini  biliyor,  râzı  oluyor.
            Zilletin de Allah’tan geldiğini biliyor, râzı oluyor. Bu dünyada ne kadar mih-
            net, meşakkat varsa hepsinin Allah’tan geldiğini biliyor, râzı oluyor. Allah
            işte o kulundan râzı oluyor.
               İlmi  ezelîde  Allah  ruhlarımızı  halk  etmiş.  Belâ  demişiz  bir  de  “vebi’l
            kaderi hayrihî ve şerrihî” fermanı var ya ona inanacağız.
               Cenâb-ı  Hak  buyuruyor  ki:  “Sizi  dünya  âlemine  göndereceğim.  Benim
            rızâmı  kazanmanız  için  sizin  tepenizden  aşağıya  belâmı,  çilemi  yağmurlar
            gibi yağdıracağım.”
               “Yâ Rabbî kimden gelecek?” diye ruhlar soruyorlar. “Senden gelecek bize
            hoştur” diyorlar.
               Onlar da ehl-i huzur oluyorlar.
               Allah hepinizden râzı olsun. Allah arzunuza ulaştırsın. Allah iki cihanda
            aziz etsin. Allah dünyada âhirette “eyvah! eyvah!” dedirtmesin. Dünyanın da
            eyvahı vardır ama geçicidir. Dünyanın eyvahı nedir? Düşünmeden, danışma-
            dan, istişare yapmadan, bir iş tutar. O işten bir zarar görür. Eyvah ben bu işi
            filanca kimseye sorsaydım zarar görmezdim, der. Veyahut da vücuduna bir
            yerde  tehlike  gelecektir  onu  ihmal  etmiştir.  Veya  vücudunu,  sağlığını
            soğuktan, sıcaktan korumayı ihmal etmiştir. Eyvah! Dikkat etmedim de bu
            kaza geldi başıma der. Ama bunlar geçer. Gerçi ne kadar tedbir alırsanız alın,
            kaza gelince gelir. Yalnız, sa’y ve tedbir de Cenâb-ı Hakk’ın emri.
               İnsanlar sa’yından mesuldürler. Hatta iki türlü mesuldürler. Birincisi şudur
            ki: Eğer sa’yında eksiliği olursa günah işlemiş olur, küfre girmiş olur. Bundan
            korkmak lazım, Allah’a sığınmak lazım. Bir de var ki sa’yından benlik gelir,
            gurur gelir. Sa’yını alır, sa’yını yapar. Amelini işler, amelinden dolayı ona bir
            gurur gelir, mârifeti olur, ticareti olur. Ticaretinden dolayı bir gurur gelir. Ben
            iyi bilirim. Ben iyi yapıyorum diye düşünür. Benlik, gurur gelirse bu da iyi
            değil.
               Onun için Cenâb-ı Hak sa’yımızı rızâsı olan amellerde, rızâsı olan yollarda
            harcamak nasip etsin. Cüz’î irademizi Cenâb-ı Hak, küllî iradesi ile sarf ettir-
            sin. İradeyi elimize vermiş ama cüz’î iradeyi, küllî iradeye bağlarsak aldan-
            mayız. Cüz’î iradeyi, küllî iradeye bağlamazsak aldanırız. Cüz’î irade insanla-
            ra farz. Sa’y insanlara farz. Sa’yında eksiklik bırakırsa, Allah’a isyan etmiş
            olur. Ama her şeyi de sa’yından bilirse bu sefer de onda benlik, gurur, kibir
            olur.
               Gurur, benlik, kibir de şeytani bir özelliktir. Şeytan gurur ve kibrinden
            dolayı Cenâb-ı Hakk’ın dergâhından kovuldu. Gururundan dolayı reddedildi.
            Onun için çok şükür, bin şükür Allah bizi Müslüman halk etmiş. Daha bundan
            büyük nimet olur mu?
   175   176   177   178   179   180   181   182   183   184   185