Page 175 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 175

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           175

               O zaman derviş ayılmış. Ayaklarına kapanmış. Özür dilemiş. Demek ki bu
            kadar  servetin,  benim  bir  merkebime  olan  sevgim  kadar  sevgisi  yok,  diye
            düşünmüş.
               Evet,  onun  için  huzur  sahibine,  râbıta  sahibine  makam  oluncaya  kadar
            çetinlik vardır. Bir taraftan ister ki daima râbıtası olsun, huzuru olsun. Bir
            taraftan dünya düşünceleri meşgul eder.
               Bir  insanda  tamah  olursa  çok  zor.  Allah  cümlemizi  tamahtan  korusun.
            Hırstan korusun. Amin! Tamah olursa, kazanç doyurmaz, mal doyurmaz. Ne
            kadar kazansa daha çok kazanmak ister. Ne kadar zengin olsa daha çok almak
            ister. Hep dünyayı düşünür. Kelâm-ı kibârda geçer,
               Kimisi cem-i mâl içre kimi fakr-u melâl içre
               Kimi ceng ü cidâl içre bu esrârı nemi-dânem
               Bu insanların kimisi mal yığar. Zengin olmak istiyor. Ne kadar malı artsa
            yine doymuyor. Kimisi de fakirlik içerisinde kavruluyor. Kimisi de vurmakta,
            kırmakta. Onun bunun malında gözü var, cabbarlıkta. Adamın hem malını
            alıyor hem öldürüyor. Bir de şöyle geçer:
               Kimi Allah’ı zikreyler kimi malını fikreyler
               Kimi hâline şükreyler bu esrârı nemi-dânem
               Şu hâlde -hâşâ yanlış anlaşılmasın- Allah’ı zikredenlerden değiliz. Allah’ı
            zikreden hiç Allah’ı unutmaz. Malını düşünüp dünyanın peşinde koşanlardan
            da değiliz. İnşallâh biz hâline şükredenlerdeniz. Allah’a şükür, elhamdülillâh.
            Allah bizi Müslüman halk etmiş. Şeriatımız var, tarîkatımız var. Az da olsa
            amelimiz var. Tarîkatta hizmetimiz var.
               Kul Allah’ın, nimet Allah’ın. Kul çalışırsa Allah kuldan nimetini esirge-
            mez. Kul’a Allah’ın çok nimetleri vardır. En büyük nimeti de Cenâb-ı Hakk’ın
            rızâsını kazanıp cemâlini müşâhede etmek. Bunu da insanlar çalışmakla elde
            ediyorlar.  Bir  taraftan  şükredin,  bir  taraftan  zikredin,  bir  taraftan  da  fikir.
            Terakkîmizde bu üç şart var:
               Şükür, nimetimizi artırır. Fikir, bizi Allah yolundan, Resûlullâh yolundan
            kaydırmaz.
               Fikir nedir? Her işimizi, her sözümüzü tarîkatımıza tatbik etmek. Kitap’a,
            Sünnet’e tatbik etmek. Her sözü düşünerek konuşalım. Düşünmeden yapma-
            yalım. Beşeriz, şaşarız. Yanlış konuşuruz, yanlış yaparız. Yanlış nedir? Sözü-
            müz, işimiz Kitap’a, Sünnet’e uymazsa yanlış odur. Düşünerek konuşalım.
            Düşünerek  iş  yapalım  ki  sözümüzde  ve  işimizde  yanılmayalım.  Tarik-i
            müstakîmden kaymamak için fikrimiz olacak, tefekkürümüz olacak.
               Zikir, mümkün olduğu kadar sa’yımızı sarf edelim de gafletimizi azaltma-
            ya çalışalım. Azalınca giderek gaflet zâyi olur. Bu ne demek? Çalıştığın za-
            man, oturduğun zaman, yediğin, içtiğin zaman hatta uykuda da Allah’ı unut-
            mazsın. İşte, o zaman bizim hâlimiz makam oluyor.
               Kabız hâli var. Basıt hâli var. Kabız hâli, gaflet hâlidir. Basıt hâli, ayıklık
            hâlidir. Bunlar vardır bizde. Nöbetleşirler, gider gelir. Biz buradaki nöbetleş-
            mede kabız hâli geldiği zaman atmaya çalışalım. Basıt hâli gelince de meşgul
            olalım. Eğer biz bunu kendi hâline bırakırsak sa’yımızı yapmamış oluruz.
   170   171   172   173   174   175   176   177   178   179   180