Page 174 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 174

174                                                Gül'den Bülbüllere

            lâh’tan hiç ilgileri kesilmez. İşte: “Zâhiriniz halk ile bâtınınız Hak ile olsun.”
            buyururlar ya. Ancak onlara mahsustur. Zâhiri halk ile bâtını Hak ile olmak
            deniliyor, biz olamayız. Ama biz de olmak için çalışacağız. Zamanla, tedricen
            tedricen  bir  himmet  olursa  elde  ederiz.  Hizmetimizde  sâlih  olursak  elde
            ederiz.  Sâdık  olursak  elde  ederiz.  O  oluncaya  kadar  veya  tecellî  edinceye
            kadar çetinlik vardır. Çetinlik şudur:
               Hep hataların büyüğü hubb-u dünya bilirem
               Onu terk etmek de güç sevmek de güç
               Bütün hataların büyüğü dünya sevgisi, dünya muhabbeti. Hadis-i Şerif’in
            meali  bu.  Bu  böyle  olduğu  hâlde  dünyayı  sevmek  de  çetin,  sevmemek  de
            çetin.
               Sevmek çetin ki dünyayı sevmenin sonu Allah korusun ehl-i nâr. Yemesi,
            içmesi, yaşaması için dünyayı düşünecek. Dünya ile ilgisi olacak. Allah bütün
            Müslümanları ehl-i dünya etmesin. Dünya sevgisini, dünya muhabbetini gö-
            nüllerine  sokmasın  Cenâb-ı  Hak.  Dünyayı  sevmemek,  çalışmamak  değil.
            Kazanmamak, harcamamak değil. Kararınca çalışmak, kararınca harcamaktır.
               Cenâb-ı Hak: “Yiyiniz, içiniz, isrâf etmeyiniz.” buyuruyor.
               Evvel beden ilmini uyguluyoruz. Bu dünyaya çalışmak ama helalinden,
            emir hududunda. Kitap’a, Sünnet’e uyarak. Kitap, Sünnet dâhilinde, şeriatımı-
            zın, tarîkatımızın dâhilinde.
               Malumunuz, Reşâhat’ta yazdığı gibi Hâce-i Ahrâr Hazretleri çok zengin-
            miş. Bir seyyâh derviş gezermiş. Duymuş onun nâmını. Bir köye uğramış.
               — Bu köy kimin, demiş.
               — Hâce-i Ahrâr Hazretleri’nin, demişler. Öbür köye uğramış.
               — Bu köy kimin?
               — Hâce-i Ahrâr Hazretleri’nin, demişler.
                 Dergâha gidinceye kadarki köyler hep onunmuş. Bu dervişin gönlünden
            itiraz kaynamış. Böyle meşâyih olur mu? Böyle şeyhlik olur mu? Dünyayı
            zapt etmiş bu, diye. Neyse dergâha geliyor. Misafir oluyor. Yiyor, içiyor ama
            gönlündeki itiraz kaynıyor. Hâce-i Ahrâr Hazretleri dervişe diyor ki:
               — Derviş baba biraz gelir misiniz?
               Dervişin de bir merkebi ile bohçası varmış. Tekkede bırakmış. Beraber
            gezmeye çıkmışlar. Epeyce yol almışlar. Birkaç tane köy geçmişler. Akşama
            kadar  yönlerini  değiştirmeden  başka  köylere  giderek  yola  devam  etmişler.
            Sonra Hâce-i Ahrâr Hazretleri’ne sormuş derviş:
               — Efendim nereye gidiyoruz?
               — Seninle beraber gideceğiz, diyor.
               —  Efendim  benim  merkebim  ile  bohçam  tekkede  kaldı,  gidip  alayım
            geleyim mi?
               Mübarek demiş ki:
               — Ben, beraber gördüğümüz bu kadar köylerden, tarlalardan geçtim de
            sen bir merkepten geçemiyor musun?
   169   170   171   172   173   174   175   176   177   178   179