Page 171 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 171

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           171

            şeyler alıp satıyorlar, yani orası şenleniyor. İsmail büyüyor.  Cenâb-ı Allah
            emrediyor.  Orada  Beytullâh’ı  yapıyorlar.  Kâbe’yi  taştan,  çamurdan  su  ile
            yapıyorlar.  İbrahim  aleyhisselam  ustalığını  yapıyor.  İsmail  aleyhisselam
            işçiliğini yapıyor. Onun için Makam-ı İsmail, Makam-ı İbrahim var. Bunlar
            ne kadar zillet. Urfa’dan Mısır’a gitmesi, o sırada kendisi gitmedi. Cenâb-ı
            Hak emretti:
               — Sâre’yi de al Mısır’a git, dedi.
               Allah’ın  cilveleri.  Tabii  İbrahim  aleyhisselam  bilerek  gidiyor.  Mısır’a
            gidince  hanımını  elinden  alacaklarını  bilerek  gidiyor.  Ama  Cenâb-ı  Hak
            bildirdiği için tedbir alarak gidiyor. Ne yapıyor? Bir deveye iki sandık asıyor.
            Bir sandığa hanımını koyuyor, yiyeceğini giyeceğini koyuyor. Diğer sandığa
            da satılacak öteberi koyuyor. Gümrükten geçecek. Gümrük memurları aça-
            cakları zaman diyor ki:
               — Benim sandıklarım mücevherat dolu.
               — Hayır açacağız, diyorlar.
               — Yahu, bundan daha kıymetli bir şey olur mu, gümrüğünü vereceğim,
            diyor.
               Ama onlar açıyorlar. Açınca Sâre Validemiz’i görüyorlar. Elinden alıyor-
            lar. Bunlar hep zillet oluyor.
               Hâcer Validemiz’le oğlunu götürüp kaybetmesini Allah’ın istemesi. Yine
            zillet oluyor. İsmail aleyhisselam’ın kurban kesilmesi zillet oluyor. Nemrut
            onu ateşe atıyor, zillet oluyor. Öyle, zilletten kurtulamadı.
               Onun için illet, hastalık. Gıllet, fakirlik. Zillet, huzursuzluk.
               “Biz belânın büyüğünü Peygamberlere verdik.” “Eşeddü’l-belâ.”
               Öyle ise Allah’tan gelen, dünya âleminde huzursuz eden, azap veren ne ise
            bunların  üç  yönü  vardır.  Fakat  bunlar  imtihandır.  Bunlara  sabredeceğiz  ki
            imtihanı kazanalım. Mademki Cenâb-ı Hak insanları imtihan için dünyaya ge-
            tirmiş. İnsanlar için illet, gıllet, zillet varsa öyleyse bunlardan kurtuluş yoktur.
            Az olsun, çok olsun olacak. Bir Müslüman’ın kırk gün illeti, zilleti, gılleti
            olmazsa,  o  Müslüman’ın  akıbetinden  korkulurmuş.  En  azından  bir  dişinin
            ağrıması lazım veya oğlundan, kızından, komşusundan, akrabasından huzur-
            suz olması lazım. Bunlar olacak, olmamasına imkân yok.
               Peygamberlere eşeddü’l-belâ vermiş ise Allah, hastalığın şiddetlisini onla-
            ra  vermiş.  Fakirliğin  şiddetlisini  onlara  vermiş.  Huzursuzluğun,  zilletin
            şiddetlisini onlara vermiş. Bizim de vardır. Kelâm-ı kibâr:
               Gâh ahdine vefâsını gösterir
               Gâh Sâlih’e safâsını gösterir
               Gâh şiddetle cefâsını gösterir
               Yaklaştıkça yârin köyü muhabbet

               Sâlih gibi vardır çok ehl-i diller
               Pîr-i Sâmi bahçesinde bülbüller
               Solmaz şükûfeler, dikensiz güller
   166   167   168   169   170   171   172   173   174   175   176