Page 168 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 168

168                                                Gül'den Bülbüllere

            da  çok  zillet  vermiş.  Doğuşundan  ölümüne  kadar  zilletten  kurtulamamış.
            Doğumunda  annesi  onu  mağarada  bırakmış,  çocukları  kesiyorlar  diye.  O
            mağarada annesiz ve memesiz büyümüş. Haftada bir defa gider bakarmış ki
            ne  oldu?  Öldü  mü,  duruyor  mu,  diye.  Mağaranın  ağzına  taşları  getirip
            yığarmış ki buna canavarlar gelip zarar vermesin diye. Anne olarak o kadar
            koruyabilmiş. Ama koruyan Allah, gıdasını da veren Allah.
               Fakat annesi her mağaraya gidişinde bakıyor ki çocuğu tertemiz, sıhhatli.
            Öyle  de  gelişip  büyüyormuş  ki  bir  haftada  bir  aydaki  kadar  büyüyormuş.
            Gıdası neymiş? Başparmağını emiyor. Başka bir şey yok. Ama tertemiz. Sanki
            her gün için bir anne onu yıkıyormuş, temizliyormuş gibi. Sonra büyümüş
            mağaradan çıkmış.
               Fârizîler  Nemrut’a  demişler  ki  bu  seneki  doğan  çocuklardan  biri  senin
            saltanatını elinden alacaklar. O da bütün görevlilere emir veriyor. Kimseyi
            affedersiniz  hanımının  yanına  bırakmıyor.  İbrahim  aleyhisselam’ın  babası,
            Nemrut’un bir numaralı adamı. Aylarca görevlilerin başında imiş. Ama ona
            görevinin başında iken öyle bir hâl geliyor ki Cenâb-ı Allah veriyor, kendisini
            tutamıyor. Hanımının yanına gidiyor. İbrahim aleyhisselam’a hamile oluyor
            hanımı. Hazreti Musa’da da böyle olmuş.
               Aynı Fârizîler tekrar bakıyorlar. Nemrut’a diyorlar ki ana rahmine düşmüş
            senin çocuk. Daha önceden adamlarını eğitmiş. Hamile hanımlar araştırılıyor,
            rapor tutuluyor. Polisler o hanımları bekliyorlar. Çocuk doğunca kesiyorlar.
            İbrahim aleyhisselam’ın annesinde de Hazreti Musa’nın annesinde de Cenâb-
            ı Hak onların karnını belli etmedi.
               İbrahim  aleyhisselam’ın  annesi  gitti,  mağarada  doğumu  yaptı.  Orayı
            taşlarla kapattı. Gece gidip bakıyor ki çocuk büyüyor. Öyle bir gün geliyor ki
            annesinin  mağaranın  ağzına  koyduğu  taşı  itip  çıkıyor.  O  güce  ulaşıyor.
            Karanlıktan nasıl çıkıyorsa semâyı görüyor, yıldızı görüyor.
               Parlak yıldızı görünce diyor ki “Bu benim Rabb’im’dir. Beni muhafaza
            eden budur.” diyor. Yıldızda bir hareket görüyor. Bakıyor ki giderek yok olu-
            yor. “Hayır, bu Allah olamaz. Bu ağaçları, bu semâları, halk edendir benim
            Rabb’im.” diyor.
               Sonra Ay’ı görüyor. “Budur benim Rabb’im.” diyor. Ondaki hareketi gö-
            rünce “Hayır, bu da Rabb’im olamaz.” diyor. Güneşi görüyor, onu zanne-
            diyor. “Hayır, bu da olamaz. Bu görünenlerin hepsini halk edendir.” diyor
            Cenâb-ı Hak.
               Geliyor annesini, babasını buluyor. Bakıyor ki babası Nemrut’un putha-
            nesinin müdürü. Bir türlü babasını o putlardan vazgeçiremiyor. Babasından o
            kadar  acizleniyor,  o  kadar  huzursuz  oluyor  ki  Nemrut’la  karşılaşıyorlar.
            Nemrut  taraftarlarının  yılda  bir  defa  kutladıkları  bayram  günleri  varmış.
            İbrahim, babasının yanına varınca babası diyor ki:
               — Sen burayı bekle ben de onlara katılayım, diyor.
               O da babası gittikten sonra eline bir balta alıyor. Putların hepsini kırıyor.
            En  büyük  putu  bırakmış.  Onun  boynuna  da  baltayı  bırakmış.  Kapıları
   163   164   165   166   167   168   169   170   171   172   173