Page 173 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 173

Tasavvuf Sohbetleri -2                                         173



                         “Zâhirin halk ile bâtının Hak ile olsun.”



                                                                   (18 Mayıs 1991)

               Sizlerden hep hicâp duyuyorum ki bildiklerimizi söyleyemiyoruz. Lâyık
            değildik ama görev varsa, verilmişse görülecek. Mesela İstanbul’dan gelirken
            İstanbul  ihvanı  üzüldü.  Ankara  ihvanı  sevindi.  Şimdi  buradan  giderken
            Ankara ihvanı üzülüyor ama Erzincan ihvanı bekliyor. Onlar da bekliyorlar.
            Ama  Allah  onların  da  sizin  de  hulusunuzun,  ihlâsınızın  bârını,  meyvesini
            yedirsin.
               Bilmiyorum bu günahkârdan ne istiyorlar? Anlamıyorum. Allah arzunuza
            ulaştırsın. Bir maddiyat yok, bir menfaat yok. Allah için birbirimizi tanıdık.
            Allah  için  birbirimizi  sevdik.  Allah  bugünlerimizi  aratmasın.  Evvela  size,
            sonra bize Cenâb-ı Hak hayırlı ömürler ihsân etsin. İtimat edin, inanın ben
            ömrü, ben sıhhati sizler için istiyorum, ihvanlar için. Sâlih Baba’nın bir emri
            vardır:
               Üç kerre doğdum âneden
               Kurtulmadım efsâneden
               Usanmışam bu hâneden
               Bu hane ikidir: Bir dünya hanesi, bir de gönül hanesi. Hanesinden usan-
            mak. Dünyanın hiçbir şeyinden tat, zevk alamamak. Yine bir kelâm-ı kibâr da
            var:
               Ne bir zevk-i halâvet var
               Ne bir zikr-i ibadet var
               İbadet  ve  zikir  olmaz  mı?  Olur,  ama  bizim  tarîkatımızda  şuğul-u  bâtın
            olduğu  için  hep  amelini  şuğulsuz  yapmak  ister.  Onu  da  yapamadığı  için
            zikrinden de tat alamıyor.
               Bir de gönül hanesi ki gönül Allah’ı anacak yerdir. İster ki daima Allah ile
            meşgul etsin gönlünü. Allah aşkına dûçâr olan kimse onu bulamayınca ondan
            da usanır. Başka bir kelâm-ı kibârda:
               Görün Sâlih bi-hemtâyı gezerken kûhu sahrâyı
               Gönül buldu dilârâyı bu kavgayı neder yâ Hû
               Dilârâ, burada gönül aradığını buldu. Gönül neyi arar? Allah’ı arar. Ancak
            Allah ile doyar, Allah ile huzur bulur, Allah ile sefâsını duyar ki zaten Cenâb-
            ı Allah öyle buyuruyor: “Sizin kalbiniz ancak zikrullâh ile mutmain olur.”
            doyar.
               Başka bir şeyle doymaz. Âlim de olsa, câhil de olsa, zengin de olsa, fakir
            de olsa, velî de olsa, nebî de olsa bunların dünyalarında iki cihetleri olduğu
            için, bunların her ne kadar dünya ile ilgileri olsa bile, Allah’tan ve Resûlul-
   168   169   170   171   172   173   174   175   176   177   178