Page 177 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 177

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           177

            yakınları ailesi buna ne oldu diye korkuyorlar. Deli mi oldu, sara mı tutuyor,
            diyorlar.
               Evet, muhabbetimizi muhafaza edelim. Hatta şöyle ki tarîkatı olmayan-
            lardan  tarîkatımızı  da  gizleyin.  Muhabbeti  olmayan  kimsenin  yanında
            muhabbetinizi de gizleyin. Hıfz-ı nispetin bir anlamı budur. Diğer anlamı: Her
            hareketinizin, davranışınızın ölçüsü tarîkatımız ve mürşidimiz olsun. Niçin?
               Bir seherde murg-ı cânım uyandı
               Vahdet illerini seyrân eyledi
               Pîrimin renginden renge boyandı
               Âlem-i ekvânı cevlân eyledi

               Gönülden perde-i hicâb açıldı
               İlm-i ledünnîden bezmi içildi
               Cümle esmâ birbirinden seçildi
               Kelâmın başında ne diyor? “Pîrimin renginden renge boyandım.” Burada
            bütün sözlerin, işlerin, hareketlerin... Tarîkata ve meşâyihe noksanlık getire-
            cek bir söz söyleme, iş görme, bir de kinin olmasın. Hasedin olmasın, gururun
            olmasın, kibrin olmasın. Gadabın olmasın.
               Bilhassa gadab çok tehlikelidir. Şöyle ki: Yanan bir ateşe nasıl ki suyu
            atınca söndürürse, bir muma üfürünce nasıl ki sönerse gadab da muhabbeti
            söndürür.  Yani  hiçbir  şeye  gadablanmayın,  öfkelenmeyin,  kinli  olmayın.
            Daima affedici olun. Çünkü kin kalbinizde bir illettir. O kin kalbinizi meşgul
            eder. Sonra kimseye eziyet etmeyin. Herkesin eziyetine tahammül edin. Mu-
            habbetimizi  ancak  böylece  koruruz.  Çünkü  bizi  terakkî  ettiren  muhab-
            betimizdir.
               Evet,  amelimiz  de  olacak,  hizmetimiz  de  olacak.  Hizmetsiz,  amelsiz
            olmaz.  Fakat  esas  bizi terakkî  ettiren  muhabbetimizdir.  Ruhumuzu terakkî
            ettirecek ancak aşkımızdır.
               Onun için buyuruluyor ki: “Ebrâr’ın sevaptır diye işlediklerinden mukar-
            rebler günah diye kaçarlar, işlemezler.”
               Burada  anlaşılmasın  ki  ebrâr  ibadetini  yapıyor  da  mukarreb  yapmıyor.
            Ebrâr  en  küçük  ibadetinden  dağ  gibi  sevap  bekler.  Mukarrebin  dağ  gibi
            amelinden en ufak bir sevap beklemez.
               Peki, nasıl olur? Amelin de büyüğü, küçüğü olur mu? Olur amel tatbikatta
            küçükse. Tatbikat deyince herkesin itikadına göre olur. Çünkü evvel itikat
            sonra  amel.  İtikat,  amelden  üstün.  Bütün  ehl-i  sünnet  âlimlerinin  ittifak
            kararıyla itikat, amelden üstün görülmüş. Amelsiz itikat kurtarmaz insanları,
            itikatsız amel de kurtarmaz.
               Yalnız, buradaki ittifak kararı şudur ki: İmanı var da ameli yok, o cehen-
            nemde kalmaz. Ama imanı yok, ameli çok. O, cehenneme girer cehennemden
            çıkmaz.  İman  şart.  Eğer  imanı  varsa  Allah’a  şükür  kurtarır.  Kabir  azabı
            görmez, kıyametin dehşetlerini görmez.
               Muhabbetinizi  kimseye  duyurmayın.  Bende  şu  var,  ben  muhabbetliyim
            veya  ne  iyi  muhabbeti  var,  aşkı  var  desinler  diye  düşünmeyin.  Zaten
            bildiklerin gıpta ederler, üzülürler, methederler. Meth bizim için iyi değildir.
   172   173   174   175   176   177   178   179   180   181   182