Page 179 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 179

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           179



                              “Allah’a itaat eden mesuttur.”



                                                                   (17 Mayıs 1991)

               Kur’ân-ı Kerîm’de tövbe âyeti var. Eğer bu belâ bozulmasaydı Allah bize
            tövbe âyeti göndermezdi. Allah Alîm, Allah Kâdir. Tövbe âyetinde Cenâb-ı
            Hakk’ın bize hem emri var hem de müjdesi var. Bu ayette Allâhu Teâlâ “Ku-
            lum tevbe et.” diyor. Sonra da müjdesi var. “Tevbeni kabul edeceğim.” diyor.
               Mademki biz dünyaya gelmişsek “Elestü bi rabbiküm” fermanına “belâ”
            demişiz. Ama bu “belâ” bozulmuş. Bu “belâ”yı tekrar meşâyih huzurunda
            tazeliyoruz. Tarîkata girince tazeleniyor. Onun için bakınız: Kabul ettin mi,
            diye  sorulunca  “kabul  ettim”  deyip  “kabul”  kelimesi  illâ  kullanılacak.  Bir
            mürit illâ “kabul ettim” diyecek. O zaman hem ahdi, misâkı tazeleniyor hem
            de vuslatla müjdeleniyor.
               Vuslat, Allah’tan gelen ruhun Allah’a ulaşması. Tebşir, müjdedir. Bu ruh
            milyonlarca sene önce halk edilmiş. Nerelerde kalmış? Nerelerde yaşamış?
            Nerelerden geçmiş gelmiş, bunu biz bilmiyoruz. Sâlih Baba buyuruyor ki:
               Dolanıp âhiri bu hana geldim
               Handan mânâ, bu dünya. Nebîler olsun, velîler olsun, Müslümanlar olsun
            bunlar göklere gitti mi? Gitmediler. Hazreti İsa sağ iken göğe çıktı. Karun
            aleyhillâne de sağ iken yere battı. Karun kimdir? Hazreti Musa’nın ümmetin-
            den birisi. O yere battı, aile efradı ile malı ile beraber yere battı. Kıyamete
            kadar yerin dibine gidiyor. Hani yedi kat yerler var ya. Bunun da sonu yoktur.
            Yedi  kat  semâya  çıktı.  Cebrâil  orada  kaldı.  Ondan  sonra  Peygamber
            Efendimiz yine gitti. Ne kadar gitti ne kadar gitti… Cebrâil orada kaldı.
               Bakınız insanlarda nefis var, ruh var. Nefsimizi çok beslemeyelim. Çok da
            aç koymayalım. Nefs, köpek tabiatlı imiş. Ruh, koyun tabiatlı imiş. Köpek
            beslendikçe  semirir,  zayıf  düşerse  sakinleşir.  Ne  kadar  tavlansa  o  kadar
            azgınlaşıyor. Koyun da ne kadar tavlanırsa o kadar mülâyimleşiyor. Hareketi
            duruyor. Ne kadar zayıflarsa o kadar hareketi artıyor.
               Onun  için  nefsimizi  beslemeyelim.  Azgınlaşırsa  bize  saldırır.  Bize  en
            büyük  zarar  nefsimizden  geliyor.  Günah  işliyoruz.  Nefsimiz  işletiyor  bu
            günahı. Ruh -haşa, haşa- günah işlemez. Ruh bundan mahzûn oluyor zaten.
            Ruh  asla  ve  asla  Allah’a  isyan  etmez.  Ruh  Allah’a  itaat  etmek  ister.  Ruh
            cesedin emrinde. Ruhu nefsin emrinden kurtarmak lazım. Kurtaracağız, bir
            evliyâullâha teslim edeceğiz. O zaman ruhu nefsin elinden kurtarmış oluruz.
               Allah hepinizden râzı olsun, Allah rızâsı olan amelleri işlememizi nasip
            etsin. Allah rızâsı olan nimetlere mazhar kılsın. Biz aldanmayalım. Rızâsı olan
            nimetler hangileridir? Dünya nimetleri vardır ki aldatır bizi. Âhiret nimetleri
            geçici değildir. Âhiret nimetleri haktır.
               Cennet nimetleri çoktur. Cennet nimetlerinin en ufağı dünya nimetlerinin
            en kıymetlisinden daha kıymetlidir. Böyle olduğu hâlde cennet nimetleri de
   174   175   176   177   178   179   180   181   182   183   184