Page 170 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 170

170                                                Gül'den Bülbüllere

               Nihayet oraya götürüp koyuyor. İsteyerek değil. Çok yalvardı Allah’a, ama
            olmadı. İnsan değil, canlı hayvan yok. Oraya götürüp koyuyor. Kuş uçmaz,
            kervan geçmez bir yere bırakıyor. Deveden indirip gidiyor. Hâcer Validemiz:
               — Yâ İbrahim bizi burada bırakıp nereye gidiyorsun, diyor.
               Hiç ses yok. Urfa neresi, Mekke neresi? Oraya götürüp bırakmış.
               — Yâ İbrahim biz burada ölecek miyiz?
               Yine ses yok.
               — Yâ İbrahim, sen Rabbinin emri ile mi bizi buraya bıraktın?
               O zaman başını eğiyor, işaret ediyor. O da diyor ki:
               — Git, ne olursak olalım.
               İşte orada Zemzem’in çıktığı yere kumun üzerine çocuğunu yatırmış. Ken-
            disi su aramaya çıkmış. İki tepenin arası 500 metredir. Hacc’a gidenler bilir-
            ler. Allah görmeyenlere de nasip etsin. Yeşil direkler arasında koşuyorlar.
            Niye orada koşuyorlar? Bu Safâ Tepesi’ne çıkmış. Etrafına bakmış, su aramış.
            Ama o tepedeyken bir dere varmış. O dereden çocuk görünmüyor. Devamlı
            da çocuğu takip ediyor ki vahşi hayvan, yılan çıyan bir şey yapmasın diye. O
            dereye  inince  çocuğu  çabuk  görmek  için  koşuyormuş.  Merve  Tepesi’ne
            geliyor. Yine bir şey göremiyor. O dereden koşarak geçiyor. Yedi defa bu
            şekilde gidip geliyor. Bir şey bulamıyor.
               Çocuğun yanına geliyor, çocuk arka üstü kumda yatıyor, tepiniyor. Sağ
            ayağının topuğundan su çıkıyor. Bunu görünce “Zem! Zem! Zem!” Arapça
            “Dur! Dur! Dur!” demek. Eğer “dur, dur” demeseymiş akacakmış her yere.
            Deyince sadece orada kalmış. Ama bütün dünyaya taşınıyor. Ayrıca yerli hal-
            kın  hep  içtikleri  Zemzem.  Medine-yi  Münevvere’ye  tankerlerle  taşıyorlar.
            Hep Zemzem içiyorlar. Biteceği yok, azalacağı yok. Gerçi kuyunun yerini
            üçüncü  defa  değiştirdiler.  Makam-ı  İbrahim’in  doğusuna  doğru  oluyor.
            Tavafta daralma olmasın diye Zemzem kuyusunu geriye aldılar.
               Hadis-i  Şerif’te  vardır:  “Zemzem  acıkanın  açlığını  giderir.  Susayanın
            susuzluğunu giderir. Hasta olanın hastalığını giderir.”
               Yani acıkana ekmek, susayana su, hastaya ilaçtır. Tabii ki inanca bağlıdır.
            Amennâ ve saddaknâ.
               İşte Hâcer Validemiz, oğlu İsmail ile zemzem içerek hayatlarını sürdürü-
            yorlar. Yemen’den Şam’a, Suriye’ye çalışan kervanlar varmış. Oranın biraz
            yakınından  geçiyorlarmış.  Bunlar  oradan  geçerken  kuşların  inip  kalktığını
            görmüşler.  Kervancıların  dikkatini  çekmiş.  O  kadar  yıl  bu  yoldan  gider
            gelirdik, hiç kuş görmemiştik. Bu kuşlar niye inip kalkıyorlar acaba demişler.
            Oraya geliyorlar ki orada su var, bir çocuk var. O günden sonra bu yoldan
            gidip gelmeye başlıyorlar. Oradan yol açıyorlar. Sularını takviye ediyorlar ve
            oradaki  hanıma  ve  çocuğa  yiyecekler,  giyecekler  veriyorlar.  Çocuk  orada
            büyüyor.
               Ama İbrahim aleyhisselam ne yapıyor? Senede bir defa gelip bakıyor ki
            öldüler mi, kaldılar mı? Bakıyor ki su bulmuşlar, yiyecekleri, giyecekleri var.
            İhtiyaçları karşılanıyor. Hatta başka adamlar gelip oraya çadır kurmuşlar. Bir
   165   166   167   168   169   170   171   172   173   174   175