Page 165 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 165
Tasavvuf Sohbetleri -2 165
Hubb-ı dünya şuğul-u süflâ ile varılmaz yola
Ehl-i kanaat, ehl-i sabır olalım. Ehl-i kanaat olursak eğer, kendimizden
yükseğine bakmayız. Kendimizden aşağısına bakarız. O zaman râzı oluruz.
Şuğuldan kurtulmuş oluruz. Ehl-i sabır olursak amelimizi de rahatlıkla
yaparız. Zevki, sefâyı istemeyiz. Şuğuldan kurtulmuş oluruz, yolculuğu bitir-
miş oluruz. Her işi mahallinde düşünelim. Her kelâmı mahallinde konuşalım.
Gıybetten sakınalım. Mâlâyâniden kaçınalım. Şöyle aldım, şöyle sattım, şöyle
yedim, şöyle gezdim demek mâlâyânidir. Muhabbetinizi azaltır. Bir mecliste
mâlâyâni konuşuluyorsa oraya gitmezsiniz. Çünkü muhabbetinizi azaltır.
Evet, olur bir akrabanız veya tanıdığınız vardır. Eğer kederi filan olmuşsa,
gurbetten gelmişse, hastası varsa, tanıdığınız kimsenin kızı veya oğlu
olmuştur. Gider gözaydın edersin. Karşılaştığınız zaman selam verirsiniz. Hâl
hatır edersiniz olur biter.
Bir yerde ki gül yoktur ol gülşâneye varmam
Hem sohbet-i pîr olmayan hâneye varmam
Diyor. Orada ne var? Mâlâyâni var. Tarîkatı olmayan, mürşidi olmayan
birbirlerine övünürler. Konuşurlar, o der ben böyle aldım. Diğeri der, ben
şöyle sattım. Bu tip konuşmalar kalbi karartır. Kitap okuyun. Tarîkatınızdan,
râbıtanızdan bildiğiniz kadar konuşun. Çünkü bunlar muhabbetinizi artırır.
Gaflete fırsat vermez. Yani önemli olan gaflette olmayacağız. 24 saat içerisin-
de râbıta ile gafletimizi azaltacağız. Allah’ı biz düşünemeyiz. Düşünemeyince
unuturuz. Meşâyihi düşünebiliriz. Meşâyihin bir sıfatı var. Bir mekânı var.
Şeyh Efendimiz’i hayâl edersek Allah’ı hiç unutmayız.
Ne alıyorsak “Bismillâh destur” de. Ne koyuyorsun “Bismillâh destur”
de. Buradan kalkıyorsun “Bismillâh destur” de kalk. Oturacaksın “Bismillâh
destur” de otur. Şu sürahiye uzandın. “Bismillâh destur” de uzan. Kapıdan
çıkıyorsun, bir vesâite biniyorsun. Bir vesâitten iniyorsun. Hep Bismillâh
destur! Bismillâh destur! Bismillâh destur! de.
Bismillâh Allah’ın adıyla; destur da Şeyh Efendin’den izin almak. Ma-
demki Şeyh Efendimiz’i büyük gördükse, tarîkatımızın ihlâs diye bir şartı var.
İnsanın her hareketinde müsaade alması lazım.
Bir de tarîkatın âdâbı var. Meşâyihimiz nerede olursa olsun biz onu
göremiyoruz ama o bizi görüyor. Öyle ise ondan müsaade al. İcabında burada
bir büyük olsa, şu bardağı alacak olsanız “Müsaade eder misiniz bardağı
alabilir miyim?” demelisiniz. Âdap budur. Yapmıyorsa âdap yok.
Eğer biz meşâyihimizi büyük görüyorsak, ki ihlâs budur, huzurdayız de-
mektir. Huzurda olan bir insan da “Bismillâh destur” der. Bu hem bir âdaptır
hem de ayıklıktır. Eğer alırken, koyarken “Bismillâh destur” demedinse,
âdapta eksiklik bıraktın ve gaflette oldun. İşte böyle ola ola ne oluyor? İnsanda
bir sıfat, bir meleke, bir alışkanlık meydana geliyor.
İnsan gaflette iken, râbıtası aklına geldiği zaman veya her ibadete yönel-
diği zaman kendisini zorluyor ki gâfil olmasın, sa’y ediyor ki unutkanlığını
atsın, gafletini atsın. Daima muhabbeti ile beraber olsun. Daima Allah sevgisi
ile beraber olsun, Allah’ı unutmasın.

