Page 160 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 160

160                                                Gül'den Bülbüllere

            Miraç’ta “Yâ Rabbî! Fakirliğimle geldim, yokluğumla geldim.” dedi. Cenâb-
            ı Hakk’ın bu çok hoşuna gitti. Amel fakirliği budur.
               Nakşibendî  Efendimiz’in,  Muhammed  Pârisâ  Hazretleri’ne  iltifatları,
            methiyeleri çok farklı imiş. Ulemâ bunu araştırıyor. Niçin, neden bu kadar
            terakkî etmiş? Amel ise, hepsi işlemiş. Velâyet ise hepsi velâyete ulaşmış.
            Ama velâyete geçenlerde de farklılık vardır. Velâyet ki velîlerde de farklılık
            var. Ulemâ inceliyor. Muhammed Pârisâ Hazretleri diğerlerinden farklı ne
            amel işlemiş ki bu dereceye ulaşmış? Diyorlar ki Muhammed Pârisâ Hazret-
            leri bütün tasavvufta, şeriatta olan amellerinin kârını, kemâlini yokluk derya-
            sına atmış. Sahip olmamış da onun için bu kadar terakkî etmiş. Emsallerini
            geçmiş.  Emsali  velîler  içerisinde  mârifete  ulaşmış.  Şeriatını,  amelini,
            ibadetini, tarîkatını yapacaksın da bunlara hiç itibar etmeyeceksin. Hepsini
            yok  edeceksin.  Gönlünden  çıkaracaksın.  O  zaman  en  yüksek  makama  da
            ulaşırsın.
               Âşık imdi varlığını ver yokluğa
               Bu yokluk âşıklarda olur. Âşık olmadan yokluk olmaz. Âşık olmayanın
            ilmi  varlıktır.  Ameli  gözünde  bir  varlıktır.  Kerâmeti  gözünde  bir  varlıktır.
            Âşıklar ilmi de atıyor, ameli de atıyor. Kerâmeti de istemiyor. Kerâmetten
            geçmezse âşık değildir. Âşık olmayan kerâmetten geçemez. Kendini ibadete
            verecek. Fazla ibadetle de yol alınır. Fakat aşk ile daha seri gidilir. Aşka dûçâr
            olmayanın  büyük  amelinden,  aşka  dûçâr  olanın  küçük  ameli  makbuldür.
            Niçin? Aşka dûçâr olmayanın ameli gözüne dağlar gibi görünür de onun için.
            Ama aşka dûçâr olanın ameli gözüne görünmez. Hepsini yok eder. Neticede
            hakiki varlığı o olur.
               Zâhir şeriatta ilim, ibadet çok önemlidir. Tarîkatta bunların yaşanması var.
            Tatbikatı var da önemi yoktur. Kıymet verilmiyor. Niçin? Tarîkata geçen bir
            insan Allah’a, râbıtaya öyle rabtoluyor ki muhabbet, ihlâs, âdâb, teslim ile.
               Teslim olan mürit bir âlettir. O bir nakıştır. Nakışın neyi vardır? Nakışın
            bir hüneri olmaz. Nakışı işleyendedir mârifet. Nakış medhedilmez. Nakkâş
            medhedilir. Bir âletin nesi var? Onu çalıştıran bir ustası var. Bir insan tarikat-
            ta ihlâs denen bir sıfatı elde ederse, muhabbeti olur. Bunlar birbirine bağlıdır.
               Muhabbet olmazsa ihlâs olmaz. İhlâs olmazsa muhabbet olmaz. İhlâs ol-
            mazsa âdap olmaz, âdap olmazsa ihlâs olmaz. Âdap olmazsa teslimiyet olmaz.
            Teslimiyet  olmazsa  âdap  olmaz.  Bunlar  tarîkatın  şartları.  Sen  cansız  bir
            âletsin. Öyle ise ilim de senin değil, amel de senin değil. Hiçbiri senin değil.
               Evet,  Allah’a  şükür,  bin  şükür,  nihayetsiz  şükürler  olsun  ki  Allah  bu
            zamanda bu nimeti nasip etmiş.
   155   156   157   158   159   160   161   162   163   164   165