Page 157 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 157
Tasavvuf Sohbetleri -2 157
Ömür cevheri çok kıymetli, altından daha kıymetli. Bütün kıymetli
madenlerden daha kıymetli. Allah nefse, şeytana uydurmasın. Sonumuzdan
da korkalım. Allah sonumuzu hayır getirsin.
Dün buraya enişteli, kayınlı birisi geldi. Bir tanesi selam verdi. Diğeri
selam vermeden geçti oturdu. Meğerse adam keşmiş, hiç ayık değilmiş.
Buraya sohbet dinlesin diye getirmişler. Önce ibadete çok düşkünmüş. Şimdi
kötü arkadaşlarının etkisi ile içkiye müptela olmuş. Geldi oturdu selam da
vermedi. Yüzünde nur eseri de kalmamış. Çay geldi, ona da ikram etmek
istediler. Bir de baktık kayboldu. Epeyce de cemaat vardı. Kaçtı gitti. Onu
getiren müteessir oldu. Hanımı da gelmiş o da müteessir oldu.
“Kişi, kişinin rahmanı, kişi kişinin şeytanı. Kişi refîkinden azar.”
Bu da Peygamber Efendimiz’in hadisi. Burada bize olan uyarı: Müslüman-
ların dört tane manevî düşmanı var. Hepsinden en kötü olan da kötü arkadaş.
Manevî düşmanımız şeytandır. Buna, Allah yetki vermiş. Vesveseyi şeytan
veriyor bize. Diğer düşmanımız nefs-i emmâremiz. Şeytan ona vesveseyi, her
şeyi aklımıza getirmeyi öğretiyor.
İnsan; Allah’a, Peygamber’e inanmakla, huzur yapmakla, salavat getir-
mekle, şeytan vesvesesinden kurtulabiliyor. Gönlüne getirdiği bir şeyi bakıyor
ki Kitap’a, Sünnet’e uymuyor. Onun şeytandan olduğunu biliyor. Nefsinin
arzusu şeytana uyuyorsa günahı işletir. Allah’ın emirlerini yapıyorsa sevap
işletir. Elimizdeki silah: Euzü besmele, salavat, tevhid.
Sizlere defalarca rahat oturun diyoruz.
“Emir âdâbın üzerindedir.”
Osmanlı padişahlarından birisinin dört tane veziri varmış. Vezirlerinden
bir tanesini çok severmiş. Onunla çok muhabbet yaparmış, öbürleri de kıska-
nırlarmış. Padişah bunun farkındaymış. Bir altın işlemeli kıymetli bardağı
varmış. Bir gün vezirin birisinden su istemiş. O bardağa doldurmuş, getirmiş.
Padişah suyu içmiş sonra vezirine demiş ki bardağı vur kır, kıramamış.
— Efendim bu zât-ı âlinize mahsus bir bardaktır. Çok kıymetlidir. Ben
kıramam, demiş.
Sıra öbür vezire gelmiş. O da kıramamış. Üçüncüsü de kıramamış. Bu sefer
o çok sevdiği vezirinden istemiş.
— Şu bardağı kır, deyince vurmuş kırmış.
Padişah sormuş:
— Diğerleri bu bardağı kıramadı. Sen ne cesaretle bu bardağı kırdın?
— Efendimiz bu bardak çok kıymetli, ama sizin sözünden de kıymetli
değil, deyince Padişah:
— Bakın anladınız mı, onu neden çok sevdiğimizi?
Evet, emir âdâbın üzerindedir.
Bu cemaatin içerisinde, çok çok olsa diz çökülü oturmaya alışkın on tane
vardır. Alışkın olmayanlar üç dakika, beş dakika oturur dizleri ağrıyınca ne
olur? Bir zahmet olur, azap olur. Bundan dolayı kaçar, daha gelmez. “Oraya
gidiyorum, dizlerim ağrıyor. Herkesten ayrı otursam olmaz, onlar gibi otur-
sam dizlerim ağrıyor.” der.
“Sensin bize bizden yakın görünmezsin hicâp nedir.”

