Page 152 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 152

152                                                Gül'den Bülbüllere

            görsünler.  Onu  ziyaret  etsinler.  Onu  ziyaret  edenler  bizi  ziyaret  etmiş
            oluyorlar. Onun sohbetini dinleyenler, bizim sohbetimizi dinlemiş olurlar.”
            Peygamber Efendimiz’i rüyâlarında görenlere böyle emredermiş. Nakşibendî
            Efendimiz  üveysî  olduğu  için,  Peygamber  Efendimiz  zikirleri  şöyle  yap,
            müritleri şu şekilde yetiştir diye emretmiş.
               Nakşibendî  Efendimiz’in  bir  emri  var.  Buyuruyor  ki:  “Ben  Bârigâr-ı
            Resûlullâh’tan içeri girdim.” Bârigâr-ı Resûlullâh, nurdan atlas çadır. Yani
            fenâ fi’r-resûl olmuş. Nübüvvete dâhil olmuş.
               Evet, içeri girdim diyor. “Ol Hazret sâir velîlere yapmış olduğu ikramdan
            fazla olarak bize ikramda bulundu.” Bütün hepsi vâris-i enbiyâ olduğu hâlde.
            İkram da şudur: “Benim kabrimin yüz fersah mesafede dört yönüne (Sadece
            Doğu  değil,  Batı-Kuzey-Güney)  defnedilen  cenazelerinin  kabir  azabının
            şefaatini bana verdi.”
               Ama iman ehli için, bu da her iman ehli için değil. Ameli olmayan iman
            ehli azap görecek. Azap biticidir, geçicidir; ama nâr ise geçici değildir. Eğer
            insanların imanı var da ameli yoksa o tabii azap görür. Günahına göre, dünya-
            daki cezasına göre azap görür. Azap geçicidir, o kadar yanar.
               Bir de var ki ehl-i nâr var. Onlar ebedî kalır cehennemde, ebedî çıkmazlar.
            Evet, bunların kabir azabını kaldırdı. Allah bunlara şefaat edecek. Halifele-
            rinden Alaaddin’e de (aynı zamanda damadı) kırk fersahlık bir yerin şefaati
            verildi. Bizim tarîkatımızda da en ufak bir velîye bir bölgenin, bir fersahlık
            yerin şefaati verilir.
               Onun için hanımefendiler yolumuzu seçmek için tarîkata girmek lazım. Bir
            mürşide bağlanmak lazım, sapık yollardan, bidatlerden kurtulmak için. Mür-
            şitsiz olmuyor. Mürşid insanları irşad eden, bilmediklerini bildiren. Hakkında
            hayırlı  olan  bilmediklerini  bildirir.  Hakkında  hayırlı  olmayan  bildiklerini
            unutturur.
               İrşad kalpten sevmektir. Bu da ancak Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın
            cennetini kazanmaktır. Allah’ın cemâlini kazanmak, Allah’ın cemâlini gör-
            mektir.  İrşadın  bir  anlamı  da  bizim  kapalı  olan  kalplerimizin  açılması
            gerekiyor.  Kalplerimiz  açılmazsa  irşad  olamayız.  Her  şeyi  kalp  duyuyor.
            Acıyı, üzüntüyü, sevgiyi, sefâyı, cefâyı kalp duyuyor. Ama bu kalbi insan
            Allah’a tamamen verirse, Allah’a teslim ederse, Allah’ın rahmeti de o kalpte
            tecellî eder.
               Allah’ın rahmeti nedir? Allah’ın sevgisi ile tecellî edecek olan Allah’ın
            nurları. Esmâ nuru, sıfat nuru, zât nuru tecellî ederse işte o kalp açılmıştır.
            Eğer biz Allah’ı hiç unutmazsak 366 damardan Allah’ın feyzi, nuru o kalbe
            geliyor. İşte kalp o zaman şâd olur.
               Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Sizin kalbinizi ancak zikrullâh doyurur. Başka
            bir şey doyurmaz.”
               Öyle  ise  zikrullâh  ile  o  kalp  doyarsa  o  kalbe  bir  şeyler  girmez.  Eğer
            zikrullâh ile doymazsa o kalbe çok şeyler girer. Hepsi nöbetleşirler, kavga
            yaparlar. O der, ben gireceğim. Diğeri der, ben gireceğim. İşte bunlar dünya
            arzularıdır.
   147   148   149   150   151   152   153   154   155   156   157