Page 147 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 147
Tasavvuf Sohbetleri -2 147
ettim, çıkardım, attım.” diyor. “Dünya perestlerin gönüllerinde dünya malı
var, dünya sevgisi var. Benim de gönlümde zamanın imamı var.” diyor.
İmam, topluma baş olmak. On bin kişiye imam olmuş. On bin kişi ona
uymuş. Nerede uymuş? Kitap’ta, Sünnet’te uymuş.
Meşâyih hem şeriatta hem tarîkatta imamdır. Hem amelde imamımızdır
hem de ruhî terakkîde imamımızdır. Meşâyihe; ibadette, amelde uymuşuz.
Maneviyatta da kalpten de ona öyle inanmışız ki Allah’a bizi götürecek.
Allah’a bizi ulaştıracak. Dünyada, âhirette nefsin, şeytanın hilesinden, hurda-
sından bizi o kurtaracak. Âhiretin azabından kurtaracak. Kıyametin azap-
larından, dehşetlerinden bizi kurtaracak. Cennete de o ulaştıracak. Biz
Allah’ın cemâlini de onunla seyredeceğiz.
Çünkü “Ve kûnû me’a’s-sâdıkîn” fermanında iki mânâ var. “İlmi ile âmil
olan.” Hem ilmi var hem de ilmini yaşıyor. İlim demek bilmek, amel demek.
Bildiğini işlemek, yapmak.
İlmi ile âmil olan bir âlimle dost olun onu sevin. Onun sohbetine gidin.
Bilmediklerinizi öğrenin. Cehâletin karanlığına dalmayın.
Câhil kimdir? Günah işleyen, haram yiyen, günahları işleyen. Âlim kim-
dir? Günahlardan korkan. Şerden, günahtan, haramdan korkan. Yoksa insan
ilmi olmakla âmil olamaz. Biliyor ama bildiğini yapmıyor. Diğeri de bilmiyor
ama bilmediğini öğreniyor. Reşahât’ta yazar, Evliyâ-yı Kebîr isminde bir
meşâyih. Daha tarîkata girmeden hocasından okuyormuş. Çok okumuş hoca-
sından. Hocası da Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri. Bizim Hatm-i Hâce’nin
kurucusu. Aynı zamanda teveccühü yapan zât. Onun zamanında oluyor bu
olay.
Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri kasaptan et almış, eti sardırmış. Amba-
lajlı, içerisi görünmüyor. Eve götürüyor. Evliyâ-yı Kebîr de ona rastlıyor.
“Efendim, elinizdeki paketinizi ben taşıyayım.” diyor. O da vermiş. Evine
kadar gitmişler. Ayrılırken diyor ki “Bu paketin içerisindeki et. Biraz sonra
gel. Yengen pişirsin de yiyelim.” O da peki diyor.
Bir saat sonra hanımı eti pişiriyor. Beraber yiyorlar. O eti yerken gönlünde
bir sevgi oluşuyor. “Sevilen sevdirmedikten sonra, seven sevemez.” Sevdirdi
ama nasıl sevdirdi? Bir ufacık paketi evine kadar taşıdı. Onun da hoşuna gitti.
Onun için sevdirdi.
Aslında Evliyâ-yı Kebîr’in hocası başka birisi idi. Ayrıca “Kebîr” ismi ona
sonradan verildi. O sevgi onda o kadar ileri gitmiş ki artık onu okutmaz,
dershâneye götürmez olmuş, ilmini de bitirmek üzereymiş. Bir gün gitmiyor,
iki gün gitmiyor. Hocası bunu aramaya başlıyor. Abdülhâlik Gücdüvânî
Hazretleri’nin sohbetinden ayrılamıyor ki gitsin. O kadar çok seviyor onu ve
sohbetlerini.
Sonra hocası bunu aramış. Demişler ki: “Gitmiş, Abdülhâlik Gücdüvânî
Hazretleri’ne mürit olmuş.” Hocası çok kızmış: “Vay gitti, o cahillere mi
uydu?” demiş. İşte ben şöyle yaparım, böyle yaparım, demiş. Aramış, bulmuş.
— Niye gelmiyorsun? demiş.
— O da hocam ben artık ders öğrenemiyorum, demiş.

