Page 145 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 145

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           145



                                “Bilmediklerinizi öğrenin.

                            Cehâletin karanlığına dalmayın.”


                                                                  (17 Haziran 1992)

               Allah imanınızı muhafaza etsin. Allah, Cenâb-ı Hak iki cihanda yüzünüzü
            ak  etsin.  İki  cihanda  aile  efradınızla,  beylerinizle  mesut  olasınız.  Allah’a
            şükür, çok şükür, bin şükür, nihayetsiz şükürler olsun. Bu zamanda insanlar
            helal, haram, hayır, şer, günah, sevap bilmiyorlar. Allah bize tarîkat nasip
            etmiş. Allah bize sevdiklerini sevdirmiş. Sevdiklerini tanıtmış, sevdiklerini
            bildirmiş.  Bu  büyük  bir  nimettir.  Bu  bize  ihsânıdır,  lütfudur.  Bu  bizim
            iyiliğimizden, bildiğimizden değil. Evet, buyurmuş ki:
               Değil iyiliğimden ya bildiğimden
               Bu bizim iyiliğimizden, bildiğimizden değil. Allah’ın lütfudur, ihsânıdır.
            Allah’ın  ihsânı  olduğunu  bileceğiz  ki  Cenâb-ı  Hak  büyütsün,  çoğaltsın.
            Allah’ın  halk  etmiş  olduğu  nimetlerin  nihayeti  yoktur.  Zannetmeyelim  ki
            dünya nimetleri ile kalacağız. Nimeti, dünya nimeti bilip de dünya nimetleri
            ile kananlar aldanmışlardır. Allah inanana da inanmayana da sıhhat veriyor,
            rızık veriyor. Ama asıl nimet bu değil. Asıl nimetleri kazanmak için vermiş
            Cenâb-ı Hak bu nimetleri. Evvel beden ilmi, sonra din ilmi.
               Beden ilmi, dünya maddiyatıyla ilgili. Mademki Cenâb-ı Hak bizi beşer
            halk etmiş; yemek, içmek, hastalık oluyor, sağlık oluyor. Yeme var, içme var,
            sıcak-soğuk  var.  Bunlardan  korunmak  için  beden  ilmi  lazım.  Dünya  ilmi
            kazanmak, harcamak, maddiyatla ilgili. Ama bizim için önemli olan din ilmi.
            Allah bizi inananlardan halk etmişse bizim için önemli olan din ilmidir. Din
            ilmi ise âhiretle ilgilidir. Bu da imanla, amelle, âhiretle ilgilidir. Eğer âhiret
            ilmi olmazsa, bu dünyada ne kadar yerse, içerse, gezerse, ne kadar lüks hayat
            yaşarsa yaşasın, bunlar hep aldatıcıdır. Niçin?
               Bir kişi isterse olsun, cihan mülküne şah
               Cihan, dünya. Dünyanın padişahı olsa diyor;
               Sarılır bir kefene devlet-i Dârâ’sı geçer
               Bir kimsenin gamı var mı? İmanını yaşıyor mu? Dünyada hiçbir şeyi olma-
            sın. Gam değil. Fakat dilenmek bizim mezhebimize göre, bizim tarîkatımıza
            göre yasaktır. Eğer yiyeceği, giyeceği yoksa dilenir. Aç kalmışsa bana giyecek
            bir şey verin der. Ama hiçbir şeyi yoksa dilensin de, imanı olsun da, dünyası
            olmasın. Ama dünya onun da olsa imanı yoksa onun için hüsran vardır. Büyük
            büyük zararlar vardır. Onun için:
               Gam o değil gide dünya gele din
               Gam odur ki gide din gele dünya
               İnsanın dünyada hiçbir şeyi olmasın. Dini olsun yeter.
               Sana fayda vermez evlâd u iyâlin
               Senindir hep kazandığın vebâlin
   140   141   142   143   144   145   146   147   148   149   150