Page 149 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 149
Tasavvuf Sohbetleri -2 149
Câhil, günah işleyen, isyan eden. Âlim, günahtan korkan, Allah’tan
korkandır.
Allah ne buyuruyor: “Herkes bildiği ile amel ederse, bilmediklerini biz
Azimüşşân öğretiriz.”
Nasıl bildirecek? İlhamla bildirecek, kalbine doğduracak. Kalp Allah’ın
mülkü değil mi? Kalp Allah’ın evidir. Kalbi sahibine teslim edersek oradan
doğanlar Cenâb-ı Hakk’ın kelâmlarıdır, Allah’ın emirleridir. Bilmeyerekten
senin kalbine gelir o. Bilerek değil.
Zâhir ulemâ da kalbinden konuşur. Ama o dolmadır. Bir kuyuya su dol-
durursun o da bir süre sonra biter. Ama su kuyudan kaynarsa biter mi? Bitmez.
Buradan anlayacağımız şu: İnanmış mı kim olursa olsun. Neye? Allah’a.
Neye? Âhirete, kitaplara, meleklere, öldükten sonra dirileceğine, hayır-şer,
varlık-yokluk, sefâ-cefâ hep Allah’tan gelir. Bir de günahlara inanmış,
sevaplara inanmış. Öyle ise orada ne var? Günahları bilmiyor. Ama bir günah
duymuş. Annesinden, babasından, onu yapmıyor. Diğer günahları öğrenir.
Kimden öğrenecek? Âlimden gidip öğrenecek. Bir günahtan kaçmazsa,
öğrenmezse öbürlerini sormaz, öğrenmez. Bir amel olarak onda birini öğren-
miş, onu işlerse öbürlerini de öğrenir.
Demek, herkes bildiğinin âlimi.
Cenâb-ı Hak “Herkes bildiği ile amel ederse, bilmediklerini biz Azimüşşân
öğretiriz.” buyuruyor.
Bu zâhirde anlaşılan, bilinen bir öğrenme; aklın, mantığın kabul edeceği
şekil. Bir de bu mantığın dışında olan:
Akl-ı cüz etmez ihâta akl-ı kül sensin gönül
Onun için bu tarîkatın esaslarını, makamlarını, nimetlerini bu akıl almaz.
Beşer aklı ancak zâhirde görünenleri, bilinenleri alır.
Cenâb-ı Hak, bir de buyuruyor ki: “Bilmediklerini, onun kalbinden doğ-
dururuz.”
Musa Kelîmullâh’a Allah-u Teâlâ: “Yâ Musa! Sen o ilimden bir harf
bilmiyorsun.” dedi. Onu Hızır aleyhisselam’a gönderdi. Ledünnî ilmini ondan
öğrendi. Zâhirde Hz. Musa’ya Tevrat gelmişti.
Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Sizin bileniniz ile bilmeyeniniz bir değilsiniz.”
Bilen bilmeyenden farklıdır. Tabii farklıdır. Bugün bir tahsil görmüş ile
görmemiş bir midir? Bir Kur’ân’ı okuyanla, Kur’ân’ı okumayı bilmeyen bir
midir? Az okuyanla, talimini görmüş olan aynı mıdır? Mesela burada yüz tane
cemaat olsa, hepsi Kur’ân’ı yüzünden okusa. Bir tane de hâfız olsa o da okusa.
Muhakkak ki o hâfız, yüz tane okuyandan daha üstündür. Medrese ilmini
okumuş, âyetlerin hadislerin mânâsını biliyor. Bilenle bilmeyen bir değildir.
Hâfız olan, Kur’ân’ı hıfz etmiştir. “Hâfız” Allah’ın isimlerindendir.
Hıfzetmek, muhafaza etmek. Onun için Hâfız sıfatı verilmiştir. Onda hâfız
sıfatı tecellî etmiştir. Ama yüz tane hâfız bir âlimin yerini tutmaz. Mânâsını
bilen bir hocayla yüz tane hâfız bir olmaz. Yüz tane, bin tane hoca da bir velî
ile beraber olmaz. Çünkü o hocaların ilimleri dolma, kaynama değil. Ledünnî
ilmi kaynamadır.

