Page 151 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 151
Tasavvuf Sohbetleri -2 151
verelim de rahatça yaşayalım. Ama Müslüman olarak Allah bunu bize vermez.
Âhiret istiyorsak, hayırlısını istiyorsak Allah bunu bize vermez.
“Kulum iste vereyim.” derken bu istek ikiye ayrılıyor: Âhiret, dünya. Dün-
yayı istedinse âhireti isteyemezsin. Zaten âhireti kazanamazsın. Âhireti
istedinse dünyayı isteyemezsin. İstesen de vermez Allah.
Hepiniz görüyorsunuz çarşılarda, pazarlarda gençler birbirlerini arkadaş
edinmişler, geziyorlar, tozuyorlar. Bunlar zinâ değil mi? Zinâ. Sonra bir
zengin gelirinin bir kısmını oraya bağlamış. Kadın-kız peşinde bu zinâ değil
mi? Bu da çoğalmış şimdi.
Niceleri yâr der gönlü binâda
Niceleri yâr der gönlü zinâda
Nicesinin gönlü bey ü şirâda
O yâr kimdir bilemedim ne çâre
Allah sevgisi, Resûlullâh sevgisi ile elde edilir? Resûlullâh ne ile
sevilecek? Vâris-i enbiyâ olan velîleri ile. Niçin? Peygamber Efendimiz,
Sıddık-ı Ekber Efendimiz’e nasıl bir vasiyette bulunmuş hasta iken mübârek:
“Ebûbekir namazı kıldırsın. Size nasihatı o yapsın. İmamınız olsun. Hutbeyi
okusun.” Bu emir olduktan sonra bütün sahabeye, Sıddîk-i Ekber Efendimize
özel emri var:
“Yâ yâr-ı gârım Ebubekir, sana biat etmiş olan bana biat etmiş olur. Sana
biat etmeyen, bana biat etmiş değildir. Senin kabulün benim kabulüm. Senin
reddettiğin benim reddimdir. Senin kabul ettiğini ben kabul edeceğim. Senin
reddettiğini ben reddedeceğim.”
İşte bu tarîkat böyle. Bu emir hep birbirine devir yapmış gelmiş. Tâ ki
ikinci bir defa tazelenmiş.
Ubeydullâh Hazretleri, Nakşibendî Efendimize âşıkmış. Ona kavuşama-
mış, onun rûhâniyetini görmüş. Onun ruhunu görmüş. Ona kavuşamadığı için
çok müteessir olmuş. Meşâyih arıyor, arıyor, bulamıyor. Çünkü Nakşibendî
Efendimiz’in rûhaniyeti onu almış. Ona akmış. Onu daha hiçbir meşâyih
alamıyor. Neticede Nakşibendî Efendimiz’in halifelerinden en genci olan, çok
âlim Yakub-u Çerhî Hazretleri’ne rastlamış. Ondan ders almak istemiş. Onun
yüzünde de alacalıklar varmış, yüzünü sevmemiş. Elini uzatmış, “Tut bu
elden.” demiş. “Bu el Nakşibendî Efendimiz’in eli. Nakşibendi Efendimiz,
bana buyurdu ki: Senin elinden tutan benim elimden tutmuş olur. Senin
kabulün benim kabulüm. Senin reddin benim reddim.” diye. O çekmiş elini
vermemiş. Gönlüne gelmiş ki ben bunun yüzünü sevmedim. O zaman farkına
varmış. “Sen bu yüze râbıta edemiyor musun? Öyle ise bu yüze râbıta et.”
demiş. Manevî yüzünü göstermiş. Düşmüş, bayılmış, dayanamamış.
Böylece bu emir Yakub-u Çerhî Hazretleri’nde tazelenmiş. Tarihi de
yakındır, çok uzak değil. Şah-ı Nakşibendî Efendimiz, reis-i evliyâ. Geçmişte
ve gelecekte ne kadar evliyâ varsa hepsinin başı seçilmiş. Peygamber
Efendimiz’e âşık olanlar, rüyâda görmek isteyenler görürlermiş. Peygamber
Efendimiz onlara dermiş ki: “Bizi görmek için niye bu kadar üzüldünüz. Niye
bu kadar müteessir oldunuz. Bizi görmek isteyenler Muhammed Bahaddin’i

