Page 189 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 189

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           189

               Süleyman  Çelebi  Hazretleri  evliyâullâhtandır.  Onun  bütün  kelâmları,
            kelâm-ı kibârdır, zuhûrattır, ilhamdır. Kendisi bilerek değil. Ondan daha âlim
            insanlar var. İlmi ile ameli ile ondan daha üstün insanlar var. Onlar niye böyle
            Mevlid-i Şerif’teki gibi duyamamışlar ve bildirememişler? Çünkü ona mâne-
            viyât keşfedilmiş.
               Peygamber Efendimiz’i sahabeler âşikâr olarak, gün görür gibi gördüler.
            Ama  Veysel  Karânî  Hazretleri  hiç  görmedi.  Mâneviyatta  Veysel  Karânî
            Hazretleri kadar sahabe tanıyamadı, göremediler, bilemediler. İşte Peygamber
            Efendimiz mademki o deryayı gördü. O ağacı gördü, o kuşu gördü, gagasında
            çamuru gördü. Bunların kimliğini sordu. Cenâb-ı Hak da ona bildirdi. Bakınız
            Süleyman Çelebi ne buyuruyor:
               Ey Habîbim nedir, o ki diledin
               Peygamber Efendimiz Miraç’ta da ümmetini diledi Cenâb-ı Hak’tan:
               — Yâ Rabbî, ümmetimi bana bağışla. Yâ Rabbî, günahkâr ümmetime azap
            etme.
               Cenâb-ı Hak ne buyurdu? Mevlid’de dinliyorsunuz:
               Ey Habîbim nedir, o ki diledin
               Bir avuç toprağa minnet eyledin
               Sâlih Baba ne buyuruyor:
               Bulam dersen eğer ayn-ı imanı
               Çalış ki olasın şeyhinde fâni
               Sana senden yakın olanı tanı
               Allah noksan sıfatlardan berî, mekânlara sığmaz. Her nerede çağırırsak
            hazır ve nâzır. Zerreden kübrâya her şeyi ihâta etmiştir.
               Zerre, çok küçük varlık. Kübra, büyük varlık.
               Cenâb-ı Hak zerreden kübrâya ihâta etmiştir ilmi ile azameti ile. Allah’a
            inanmak böyle. Niçin Allah her yerde hazır ve nâzır olduğu hâlde, “Kulum
            ben sana şah damarından daha yakınım.” dediği hâlde niçin Peygamber Efen-
            dimiz, hâşâ estağfurullâh “Ey insan sen Allah’tan çok uzaksın.” diyor?
               Peki,  biz  Allah’ı  bir  sıfatla  düşünebilir  miyiz?  Düşünemeyiz,  küfürdür.
            Allah’a  bir  mekân  düşünebilir  miyiz?  Allah  şuradadır,  diyebilir  miyiz?
            Diyemeyiz, küfürdür.
               Öyle ise biz Allah’ı nasıl göreceğiz?
               “Ben yerlere, göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım.”
               Eğer biz de Allah’ı unutmazsak.  Allah’ın nuru kalbimizde. Ama esmâ
            nuru kalbimizde. Evliyâullâh ise Allah’ın sıfatı ile sıfatlaşmış. Evliyâullâhın
            kalbi  olmuş  Allah’ın  mülkü.  Niçin?  Biz  evliyâullâhın  sıfatını  düşünebili-
            yoruz. Mekânını düşünebiliyoruz. Öyle ise evliyâullâhı düşündüğümüz zaman
            Allah’ı düşünmüş oluyoruz. Allah’ı unutmuyoruz. Allah ile meşâyihi tanıdık.
            Allah ile sevdik. Onun için meşâyihi unutursak Allah’ı unutuyoruz. Meşâyihi
            unutmazsak Allah’ı unutmuyoruz.
               Evet, Allah’a inanmak böyle. Bizi yoktan var etti. Bizi esirgeyen o. Koru-
            yan o, muhafaza eden o. Bizi ne için halk etti? Ona itaat etmek için halk etti.
   184   185   186   187   188   189   190   191   192   193   194