Page 187 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 187

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           187

               Bazen var ki Cebriye mezhebine geçiyorlar. Diyorlar ki: “Allah halk et-
            meseydi şer işlenmezdi. Şer işleyen kimseyi mademki Allah halk etmeseydi.”
            diyorlar.  Evet,  ama  onlar  bâtıl  mezhep,  bâtıl  itikat.  Aldanmışlar  onlar.
            Şeytana, nefse uymuşlar. Kitap’ı kendilerine uydurmak istiyorlar. Biz o şer
            işleyenin itikadını taşımayacağız. Bizim itikadımız “ehl-i sünnet ve’l-cemaat”
            itikadı. Sünnetlere sımsıkı sarılacağız. Ehl-i sünnet cemaatinden olacağız.
               Bizim için cüz’î irade çok önemlidir. Öyle sahip olacağız ki cüz’î irade-
            mize, tamamıyla Allah’ın yasaklarından kaçınacağız. Emirlerine de sımsıkı
            sarılacağız. Kurtuluş da buradadır.
               Şer işleyen cezasını görecek, hayır işleyen de mükâfatını alacak. Cenâb-ı
            Hak bildirmiş onu. Kim cezalandıracak? Allah cezalandıracak. Kim mükâfat-
            landıracak? Allah. Bu cezâ ve mükâfat nerede olacak? Âhirette. Dünyada da
            olur mu? Olur.
               Dünyadaki önemli değil âhiretteki önemli. Dünyadakine göre çok daha
            ağır, çok daha şiddetlidir. Bizler için ne var? “Ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî”
            fermanına  nasıl  inanacağız?  Biz  şer  işlemeyeceğiz.  Şerre  Allah’ın  rızâsı
            yoktur. Hayır işleyeceğiz. Hayra rızâsı var.
               Peki, hayrı işledik. Âmentü’nün şartlarına inandık. Hasta olmayacak mı-
            yız?  Olacağız.  Bakınız  Peygamberler  hasta  olmuş.  Biz  ne  kadar  ibadet
            yaparsak yapalım. Ne kadar amel işlersek işleyelim onlar kadar yapamayız.
            Peygamber olmayan bütün insanların ameli birleşse bir peygamberin ameli
            kadar olamaz.
               Bize göre de bütün müritlerin ameli birleşse, meşâyihimizin ameli kadar
            olamaz. Birçok meşâyihler var. Her meşâyihin ameli de kendi müritlerine göre
            düşünülür. Bir de ihvan olmayan, mürit olmayan dünyadaki bütün insanlarının
            ameli birleşse, yine bir evliyâullâhın ameli ile beraber olamaz.
               Allah  bize  iman  nasip  etmişse  bu  imanımıza  sahip  olalım.  Bunun  için
            Âmentü’nün şartlarına inanıp tatbik etmek lazım. Bunlardan birisi de nedir?
            Meleklere inanmak, melekleri de bizler için görevli halk etmiştir Cenâb-ı Hak.
            Melekler  çok  üstündür,  çok  kıymetlidir.  Onlarda  hiç  noksanlık  yoktur.
            Noksan  sıfatla  halk  etmiş  olduğu  bu  insanlara,  melekleri  hizmetçi  halk
            etmiştir. Ne kadar melek varsa, Allah’tan bizim için mağfiret diliyorlar.
               Bir de her insanın muhafaza melekleri var. Eğer onlar olmazsa bizim bir
            gün sıhhatimiz olmaz. Hatta bir gün değil bir saat değil, bir dakika değil, bir
            saniye sıhhatimiz olmaz. Buna inanmak lazım. Melekleri Cenâb-ı Hak noksan
            sıfattan beri halk etmiş. Onlarda hiç noksanlık olmaz. Allah’a karşı görev-
            lerinde noksanlık yapmazlar. Bizim için hizmetçidirler.
               Mesela  semâvâttaki  melekler  Melâike-i  Mukarrebîn  Cebrâil,  Azrâil,
            Mikâil, İsrâfil değil mi? Ondan sonra yine büyük melekler var. Cenâb-ı Hak
            “Kâsımü’l-Erzâk” isminde bir melek halk etmiş. O melek nasıl bir melektir
            ki? Onda ne kadar kuvvet ve yetki vardır ki bütün denizde, karada, havada
            karıncadan, file kadar insanlar da dâhil ne kadar canlı varsa hepsinin rızkının
            memuru.  Bu melek bütün mahlûkâtın rızkını tanzim ediyor, taksim ediyor,
            muhasebesini yapıyor. Daha başka, çok büyük, azametli melekler var.
   182   183   184   185   186   187   188   189   190   191   192