Page 197 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 197

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           197

               Cenâb-ı Hak: “Muttakî olun. Sizin en çok muttakî olanınız Allah’tan en çok
            korkanınız” buyuruyor.
               Ama bu havf müptedîde olamaz. Bu havf velîler için buyuruluyor. Biz bu
            korkuyu nasıl anlayacağız? Zannediyoruz ki Allah’tan korkuyoruz. “Bütün
            hikmetlerin başı Allah korkusu”. Ama burada ölçü var mı? Yok. Nelerden
            korkuyoruz?  Allah’ın  gadabından  korkuyoruz.  Günah  işleriz,  isyan  ederiz,
            aşağıya düşeriz. Allah hastalık verir. Fakirlik verir, belâ verir. Bunlar değil.
            Evliyâullâhtaki  korku  bunlar  değil.  Bu  korku  en  çok  Allah’a  yaklaşanda
            olurmuş.
               Bir de ahfâ vardır. Beytullâh’ta oluyor. Ne oluyor? Bin kişinin önüne geçip
            imamlık yapıyor. Bir milyon kişinin önüne geçip imamlık yapıyor. Orada bir
            mihrap  şeklini  almıştır.  Kalp  âlemine  ulaşan,  sır  âlemine  ulaşan  bütün
            insanların önünde o da mihraptadır.
               Bir de kalp gözünün makamı vardır. Bunlar açılmazsa neye benzer? Şöyle
            düşünelim. Bir ağacın çekirdeğini düşünelim. Mesela bir incir ağacının çekir-
            deği, o incir ağacının içerisinde binden fazla çekirdeği var. Bir çekirdeğin
            içerisinde o incir ağacının kökü, yaprakları, dalı hepsi mevcut. Eğer o çekirdek
            patlarsa, büyürse... Patlamazsa çürür, yok olur. İşte insanın kıymeti budur.
            İnsanın  büyüklüğü  budur.  İnsanın  güzelliği  budur.  Sen  kalbini  açamazsın.
            Eğer açabilseydin Cenâb-ı Hak “sâdık olun” buyururdu. Ama nasıl buyu-
            ruyor? “Sâdıklarla olun.” buyuruyor. Sâdıklar, velîler.
               Bunun da iki yolu vardır: Zâhiri, Râbıta; Bâtını, Velâyet. Biz velâyetten
            haberdar  değiliz.  Cesedin  ruhtan  haberdar  olacak  mı?  Olacak.  Cesedinde
            ruhuna muhalif olan maddeler var. Onlar değişecek ki o zaman ruh haberdar
            oluyor.
               Bilinmez âlemin sırr-ı nihândır
               Dört şâhın hükmüyle döner cihândır
               İnsan büyük, insan cihângir. Evvela şeriat seni hayvanî sıfattan kurtaracak.
            Beşerî sıfata geçeceksin. Bu da nedir?
               •  Kitap, Sünnet, İcmâ’, Kıyas.
               •  Farz, Vacip, Sünnet, Müstehap’tır.
               Dört şahtan mânâ:
               •  Şeriat, Tarîkat, Hakikat, Mârifet.
               Tasavvufta:
               •  Muhabbet, İhlâs, Âdab, Teslim.
               Muhabbetin oluşması için şeyhinin su içtiğini görmüşsen aynen öyle iç.
            Yemek yediğini görmüşsen aynen öyle ye. Yemeğini şeyhinle beraber ye.
            Şeyhinle  beraber  yürü.  Şeyhinle  beraber  namaz  kıl.  Böyle  yapa  yapa  ne
            oluyor? Fenâfi’ş-şeyh oluyorsun. Sen O oluyorsun, O da sen oluyor. Senin
            varlığın  kalkıyor  Şeyh  Efendi’nin  varlığı  sende  tecellî  ediyor.  Buna
            ulaşamazsa insan hakikate geçemiyor.
               “Kulum beni sev. Sevdiklerimi sev. Kullarıma sevdir.”
               Burada  meşâyihin  esrârı  açıklanıyor.  Bu  dört  şartı  elde  etmezse  insan,
            tarîkatı anlamış değil, yaşamış değil. Bu dört şartı yaşayan velî olur. Herkes
            velî olursa, mürit kim olacak?
   192   193   194   195   196   197   198   199   200   201