Page 199 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 199

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           199

            yediriyor,  şeyhim  içiriyor,  şeyhim  yatırıyor,  şeyhim  kaldırıyor,  şeyhim
            konuşturuyor. Bu olmazsa bir insan tarîkatı anlamış, yaşamış değildir.
               Allah hakkımızda hayırlısını versin. Meşâyihimizi ilme’l-yakîn bildikse,
            ayne’l-yakîn  bilmek  nasip  etsin.  Ayne’l-yakîn  bilenlere  de  Allah  hakke’l-
            yakîn bilmek nasip etsin. Evet, efendiler bu amelimizde, burada bize ihsân
            mazhar oluyor.
               Gelin ey yâr-ı sâdıklar
               Bu meydân-ı muhabbettir
               Bütün cem olsun âşıklar
               Bu meydân-ı muhabbettir
               Pîrimiz Sâmi Hazrettir
               Bizim de pîrimiz Dede Paşa Hazretleri.
               Gelin dergâha dervişler
               Derviş,  Allah  için  her  işini  bırakmış,  Allah  için  dünyayı  çıkartmış  da
            toplanmışlar.  Sizler  de  dünyayı  çıkarttınız  ki  geldiniz  buraya.  Hepiniz
            dervişsiniz.
               Derviş az bir ibadet yapana, sofu olana diyorlar. Olmaz. Bunlarla ve kıyâ-
            fetle dervişlik olmaz. Kürk ile post ile dervişlik olmaz.
               Hâce Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri’ne sormuşlar:
               — Niçin sarık bağlamıyorsun? Niçin cübbe giyinmiyorsun?
               Demiş ki:
               — Sarığı hoca bağlar. Cübbeyi derviş giyer. Ben hoca değilim, derviş deği-
            lim. Ben utanıyorum, hicâp duyuyorum. Niçin?
               Sanar kim kendini bir âdem olmuş
               Kıyâfet düzmek ile olmuş eşrâf
               Böyle buyuruyor: Kendini hoca kıyâfetine sokmuş. Derviş kıyâfetine sok-
            muş. Sanıyor ki kıyâfeti ile adam olmuş. Kıyâfet ile insan derviş olmaz. Ancak
            gönlünden her şeyi atmış olacak. Derviş, dünyadan da geçmiştir. Âhiretten de
            geçmiştir. Bir dost, bir post kalmıştır. Post, cesedi. Dost, Allah’tır. Oturttur-
            muş  dostu  postun  üzerine.  İşte  derviş  budur.  Dervişlik  kadar  yüksek  bir
            makam  yoktur.  Derviş  kıyâfetle  olmaz.  Bizim  tarîkatımızın  kurucusu
            Abdülhâlik Gücdüvânî Hazretleri. Oğlum diyor:
               •  Şöhret kazanma, şöhrette âfet vardır.
               •  İsmini hüccetlere yazdırma.
               •  Zâhirini belli etme. Zâhir bâtını harap eder.
               •  Camiden, cemaatten geri kalma.
               •  İmam-müezzin olma.
               Ama bu zamanda hadiste de olduğu gibi “İnsanların hayırlısı, insanlara
            hizmet görendir.” buyuruyor.
               Tabii ehli olan vaazlardan kaçmayacak. Niye bu böyle buyurulmuş? O,
            zamana göre buyrulmuş. Zâhir var, bâtın var. Herkes imam olacak değil. Cami-
            den, cemaatten geri kalma. Ama ille ben imam olacağım deme. Evi mescit eyle.
               Peki,  insan  camiye,  cemaate  giderse  evini  nasıl  mescit  edecek?  Evin
            halkına namaz kıldır, demek oluyor.
               Teveccüh târifine gelince: Bu teveccühü Musa Dede Paşa Hazretleri yapı-
            yor. Sırtımıza o el vuruyor. Bu el vurmaktaki maksat şudur ki büyüklerimizin,
   194   195   196   197   198   199   200   201