Page 254 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 254

Tasavvuf Sohbetleri 4                                   251

          hirde, beşerde onun kadar güzel bir kimseyi halk etmemişti. Görenler
          bütün onu melek, beşer değil diyorlardı.
            Demek ki şimdi burada Evliyaullah’ın hayali rabıtası, rabıta-i nakşi
          hayal var, rabıta-i nakşi cemal vardır.

            Rabıta-i nakşı hayal zahir görünen tarafı. Bize lazım olan odur. Biz
          ancak onu hayal ederiz, onu düşünebiliriz.
            Rabıta-i nakşı cemali biz göremeyiz. Bunu zamanımızda göstermez-
          ler. Ama niye göstermiyorlar?
            Bir insan rabıta-i nakşı cemali görürse ne olur?
            Maişetten dûr olur, yemekten, içmekten dûr olur, hareket yapa-
          maz. Bu zamanda şimdi onun için hâli gizlemişler, hâlinden haberdar
          etmezler. Onu da gizli geçirirler. Rabıta-i nakşı cemali gizli geçirirler,
          göstermeden geçirirler. Onun için gizlemişlerdir. Bu zamanımızda o
          taşınmaz, anlaşılmaz. Yaşayan da taşıyamaz, taşıyan da yaşayamaz ki
          anlaşılmaz, anlamayı bilmeyen de onu anlayamaz.
            Ne olur buna?
            Götürürler doktora, doktor bir şey anlamaz. Götürürler hocaya,
          hoca bir şey anlamaz. Ne olmuş derler? Deli olmuş, tımarhaneye gö-
          türürler. Ne yaparlar? Ona eziyetten başka bir şey yapamazlar. Bir çare
          bulamazlar.

            Onun için burada Rabıta-i nakşı cemali biz göremeyiz, bizimki
          hayaldir. Ama insan hayalden nakşa geçiyor. Hayal ede ede nakşa ge-
          çiyor. Hayal demek unutmamak veya da gözünün önünden kaçırma-
          maktır.
            Onun için burada her içtiğinizi, her aldığınızı, her verdiğinizi onun-
          la; kalktığınız zaman, oturduğunuz zaman, namaz kıldığınız zaman,
          yemek yediğiniz zaman, bir vasıtaya bindiğiniz zaman, şeyhiniz rabıta-
          nızla beraber, rabıtayı unutmayacağız, şeyh efendimizi unutmayacağız.
          Bize lazım olan budur.
            Çünkü burada Nakşibendî Efendimizin emri böyle;
   249   250   251   252   253   254   255   256   257   258   259