Page 302 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 302
Tasavvuf Sohbetleri 4 299
Yanındaki mürit demiş ki;
- Efendim Risaletpenah efendimiz otuz iki dedi ben de işittim ama
bizim şeyh efendimizin kulakları ağır işitiyordu o iki anladı, demiş.
- Saddakna sen doğru söylüyorsun otuz iki tane.
Şimdi o otuz iki tane halifenin en önde olanı, en ileride irşat olanı
Mevlana Alaaddin’in bundan haberi yok. Gönlüne geliyor, diyor ki;
- Acaba bu otuz ikinin içinde ben var mıyım?
Mübarek şeyh efendisine yüzüne bakmış, tebessüm ederek buna
mübarek;
- Varsın, diyor.
Şimdi bundan da eğer bir şey anlayacak olursak, o şeyh bir beyhut-
luk (kendinden geçmişlik) alemi, iştirah âleminde Resulullah efendi-
mizi görmüş. Nurunu görmüş, kendisini görmüş, sıfatını görmüş ama
Resulullah Efendimizin sıfatına geçememiş. Görmek başka, geçmek
başka. Görmek olur, sevgi ile olur. Ama bu sevgi o kadar büyüyecek ki
çoğalacak ki kendi o sevgi karşısında yok olacak.
Sevgi şudur ki:
Seven sevdiğinin karşısında yok olacak.
Sevilen sevende var olacak.
Bunu da işte Allah idrak versin, Allah bildirsin. En büyük sır, esrar
bizdedir; ama o esrarı çözmek lazım, o esrarı bilmek lazım.
O esrarı nasıl çözeceğiz, o esrarı nasıl bileceğiz?
İlim ile amel ile keramet ile olmaz o. Ama bunlarsız da olmaz.
İlim de olacak amel de olacak. Fakat tasavvuf; ilmin dörtte bir payı
ve bir payının da dörtte birini istiyor.
Mesela, ilim, amel, ihlas değil mi? İlim lazım, amel lazım, bir de
ihlâs lazım. İşte tasavvufu olmazsa bir insanın ilmi olur, ameli olur ama
ihlâsı olmaz. İhlâsı olmayan ilim, ihlâsı olmayan amel zayi olabilir, bo-
şuna gidebilir.
O bir dalı da ne?

