Page 44 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 44
Tasavvuf Sohbetleri 4 41
Ama meşayihi olan bir kimsenin asla ve asla nefsi el atamaz. O ame-
lini Allah için işler.
Onun için kelamlar bunu ifade ediyor. Ama anlamayanlara bu ke-
lamlar ne kadar muhalif geliyor. Hangi kelam?
“Hasenet’ül ebrar, seyyiet’ül mukarrebîn”
Hasene ne? Sevap.
Ebrar ne? Sevap işleyen.
Seyyie ne? Günah.
Mukarrebîn ne? İşlediği ibadetleri günah sayan zevat.
Mukarrebîn de bir kul, Ebrar da bir kul. Ebrar ibadet ediyor, sevap
kazanayım diye işliyor.
Mukarrebîn o ibadetten günahtır diye kaçıyor. Bakın şimdi ne ka-
dar ters, ne kadar yanlış anlaşılıyor. Halbuki bu böyle değil efendim.
Ebrar ameli işliyor, ameli alıp, sarılıyor, kabulleniyor.
Mukarrebîn bu ameli işliyor, ama niye bu ameli kabullenmiyor?
Ebrar, bu ameli ben yaptım, kulluğumu yaptım, sevabını kazandım,
cenneti kazandım, diyor.
Fakat mukarrebîn öyle değil, ben kulluğumu yapamadım. Allah’ın
azabından, gadabından, elinden, kurtaramadım. Yapıyor da, yapama-
dım diyor. Kendinde öyle bir nedamet, bir düşkünlük var. Kendisini
aşağı, kusurlu, günahkar görmek var, yapamadım diyor.
Allah’a makbul olan amel de budur. Çünkü Peygamber efendimiz
Miraç yaptığı zaman Cenabı Hak sordu;
“Ya habibim bana ne hediye getirdin?”
“Ya Rabbi sen ihtaç, muhtaç değilsin, sen ganisin, senin hazinelerin
dolu, ihtaç benim, muhtaç benim, ben fakirliğimle sana geldim.”
Cenabı Hak “Sen bana çok kıymetli ve makbul olan bir hediye ge-
tirdin” diyor.

