Page 100 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 100

Tasavvuf Sohbetleri 4                                    97

            - Cehrî zikir yaptıran Nurettin Havafî isimli bir zahir meşayihi var-
          mış. Zikri de cehri yaptırıyormuş. Zahir meşayihi, zahir ilmiyle ilim
          yapan; varlıktaymış. Daha da fazla böyle şatafatlı, şöhret, şan arayan,
          isteyen birisi, gizlenmiyor.
            Onun için bu tarikatların hepsi mahviyete düşemezler. Allah koru-
          sun! Ne olur düşemezlerse? Keramete ulaşırlar, keramet onları perde-
          ler, onlar zannederler ki kemalata ulaştılar. Halbuki insanlıkta kemalat
          mahviyette, keramette değil. Keramet bir gün varlık oluyor.
            İşte bu zat, Nurettin Havafî Hazretlerinin zikrine gitmiş. O bakmış
          ki cehrî zikir yapıyorlar. Bir musiki var; yani hem seda var hem ha-
          reket var, başlarını çeviriyorlar, bağıraraktan zikir yapıyorlar. Hoşuna
          gitmemiş:
            - Başka yok mu daha? diye sormuş. Demişler:

            - İşte Nakşi halifelerinden fi lanca var.
            Oraya gitmiş, hakikaten bakmış, orada bir kalabalık, bir izdiham,
          daha böyle fazla göze çarpan, görülen bilinen insan, cemaat orada. Kü-
          çük yerdeler, mahalle içerisinde, böyle çok aşikar olan bir yerde de-
          ğil. Bir mescitte, bir küçük mahalle mescidinde zikir yapıyorlar. İkindi
          vaktiymiş, ikindiden sonra (bizim hatmemiz var ya) hatme okuyorlar,
          böyle halka olmuşlar. Zikir yapıyorlar ama, ses yok, hareket yok. Tabi
          bunları da güzel seyretmiş. Çok taaccüp etmiş ve o aralık gönlünden
          Allah’a iltica ederek yalvarmış,
            - Ya Rabbi külli şey’e kadirsin sen, demiş. “Her şeyi bilen, her şeye
          kadirsin sen, ama oradakileri gördüm seni zikrediyorlar, bağırıyorlar,
          çağırıyorlar. Ses ve hareket var orada, seni zikrediyorlar. Bunlar da seni
          zikrediyor ama, burada ne ses var, ne hareket var. Bundaki esrar nedir
          ya Rabbi? Onlar da seni zikrediyor, bunlar da!”, demiş.
            Onlar da zikirden fariğ olmuşlar. Hatme-i Hâvace bitmiş, zikirleri
          bitmiş. Şeyh efendi bakmış ki, mescidin kapısından bir genç seyredi-
          yor. Buna ileri gel demiş ve şu ifadede bulunmuş (bu da tasavvuf kitabı
          Reşahat’ta yazılıdır). Hani o gönlünden niye bu böyle diyor? onlar da
   95   96   97   98   99   100   101   102   103   104   105