Page 27 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 27

Tasavvuf Sohbetleri -2                                            27

            iki kaşının arasından gelen ilahî feyiz, Allah sevgisi, nurdur. Baş parmağımız
            kalınlığında. Ama insan bu sevgiyi büyütebiliyor.
               Kocaman ağaç bir çekirdekten meydana geliyor. Çekirdek ufacık bir şey
            ama büyüye büyüye ulu ağaç oluyor. Bizim kalbimizdeki cüz’î muhabbet de
            büyür büyür. O çekirdekten büyüyen ağacın çekirdeğini toprağa diken var.
               İnsanlardaki  cüz’î  muhabbet  büyüye  büyüye  küllî  muhabbete  ulaşıyor.
            Cüz’î muhabbet bir katredir. Küllî muhabbet deryadır. Kara topraklarından
            kaynayan sular nehirle birleşir. Denize ulaşmak ister. Nehre karışmayan su
            deryaya ulaşamaz. Deryadan mânâ Cenâb-ı Hakk’ın zâtı. Nehirden mânâ evli-
            yâullâhtır. Kaynak suları da insanlar. Evliyâullâhı tanıyanlar deryaya ulaşırlar.
               Parmağımız kalınlığında olan su nehre karışırsa deryayı buluyor da daha
            kalın akan su nehre karışmadığı için deryayı bulamıyor. İlminden, amelinden
            geçemeyenler teslim olamıyorlar. Deryaya ulaşmak için hizmet yapacağız.
            Hizmet nedir? Günlük amellerimiz. Ayrıca tarîkatımıza uygun davranışlarda
            bulunmak. Tarîkatımıza uygun kıyâfet giyinmek. İnsanların cüz’î iradesi küllî
            iradeye ulaşınca kalbine Allah’tan başka bir şey gelmez. Hak ile Hak olmuştur
            ki:
               Hak ile Hak olanlara
               Kendi özün bilenlere
               Dost yolunda ölenlere
               Kan pahâsı dinâr olmaz
               İnsanlar Allah’ı hiç unutmazsa, bir nefes dahi unutmazsa, işte o zaman Hak
            ile Hak olur.
               İnsanlarda suret var, sîret var.
               Suret: Dış. İnsanların görünen tarafı.
               Sîret: İnsanların kalbinin içerisinde görünmeyen varlık vardır. O kalp kay-
            paktır.  O  kalpte  bir  hükümdar  var.  İnsanların  kalbinin  sağ  köşesi  var.  Sol
            köşesi var. Sağ köşesinde “İlham” isminde bir melek halk etmiş Cenâb-ı Hak,
            bir görevli var. Zâhirde, şeriatta da bu böyle. Mademki biz hakikatiz. Var olup
            da bildirilmesi için. Kalbimizin sol köşesinde de “Vesvâs” isimli şeytan halk
            etmiş. İşte, insanların kalbine gelen o hayır şeyleri İlham adlı melek atıyor. O
            Hak’tan. Kötü şeyleri de Vesvâs isimli şeytan atıyor. O da şeytandan. İşte,
            burada bize mademki Cenâb-ı Hak akıl vermiş, irade vermiş. Aklımıza gelen
            bir şeyi düşüneceğiz. Düşündüğümüz şey melekten mi? Şeytandan mı? Kitap
            ve  Sünnet’i  düşüneceğiz.  Gönlümüze  gelen  düşünce  Kitap  ve  Sünnet’e
            uyuyorsa fiiliyata getireceğiz, değilse terk edeceğiz.
               Diyeceksiniz ki bu zamanda Kitap ve Sünnet’i biliyor muyuz? Onda birini
            bilsek de işlesek kurtaracağız.
               Çünkü Peygamber Efendimiz buyurmuştur: “Benim zamanımda yaşayan
            ümmetim  Allah’ın emirlerinin onda dokuzunu işlese birini işlemezse helâk
            olur. Ama öyle bir zaman gelir ki ümmetimin içinde onda birini işleyenler
            kurtulur.”
               Gönlümüze  gelen  Hak’tan  mıdır,  şeytandan  mıdır?  Düşüneceğiz,  bunu
            Kitap ve Sünnet’e göre değerlendireceğiz. Bizim Kitap ve Sünnet’imiz meşâ-
   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32