Page 30 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 30

30                                                 Gül'den Bülbüllere

               — O çıktı yukarı, yükseğe kendini de halktan üstün gördü. Onun için tesir
            etmedi. Biz öyle değil. Kendi nefsimizi halktan aşağı gördük. Halkı bizden
            üstün gördük. Onun için halk ağladı. O kendi nefsini sözleriyle, kürsüye çık-
            masıyla yükseltti.
               Hamdolsun,  Allah’a  şükür,  çok  şükür,  bin  şükür.  Nihayetsiz  şükürler
            olsun.  Allah  bu  nimeti  bize  ihsân  etmiş.  Bu  nimetin  kadrini  kıymetini
            bildirsin. Bizi bildiğimize bırakmasın.
               Peygamber  Efendimiz  ne  buyuruyor:  “Yâ  Rabbî  bir  saat  dâhi  beni
            nefsimle baş başa bırakma.”
               Halbuki Peygamber Efendimiz’in nefsi değil de her peygamberin bir şeyta-
            nı var. Peygamberimizin şeytanı Müslüman olmuş.
               “Yâ Rabbî, korkaklıktan sana sığınırım.
               Yâ Rabbî, tembellikten sana sığınırım.
               Yâ Rabbî, nefsimle beni bir saat baş başa bırakma.”
               Tembellik amel tembelliği. İnsan çok becerikli olur. Ama ameli yoksa…
            Bu tembellik, battallık amel battallığıdır.
               İşte, tembellikten de korkalım. Korkaklıktan da korkalım. Allah’a sığına-
            lım. İnsan Allah’a teslim olup sığındıktan sonra daha neden korkacak? Allah’a
            teslim, tevekkül olamıyoruz ki korkuyoruz. Ama bir de şerli insanlar vardır.
            Onlardan korkmak, onlardan kaçmak lazım. Onlarla dostluğumuz olmasın.
            Teşrik-i mesâimiz olmasın. Şerli insanlardan uzak duralım. Mümkün olduğu
            kadar  Allah’ı  unutmayalım.  Râbıtamızı  unutmayalım.  Zaten  Allah’a  olan
            inancımızla râbıtamız birdir. Fark etmez, ayrı değildir. Râbıtayı unuttunuz mu
            Allah’ı unuttunuz. Râbıtasız Allah’ı düşünemez insan. Allah’ı hatırlayamaz.
               Allah vardır, birdir, noksan sıfatlardan berîdir. Benzeri yok, ortağı yok.
            Kemâl sıfatları vardır. Bazı insanlarda da kemâl sıfatlar var. Ama biz bile-
            miyoruz. Allah’ın sıfatları o insanda tecellî ediyorsa kemâl sıfat sahibi oluyor.
               Cenâb-ı Hak: “Biz insanı kendi suretimizde halk ettik.” buyuruyor.
               Hadisi şerif. Ama insandaki suret noksan sıfattır. Allah’taki sıfatlar noksan
            değil.  Kendi  görüşümüz  var.  Biz  karşı  tarafın  içini  görebiliyor  muyuz?
            Göremiyoruz. Allah’ın da seni bir görüşü var. Ona nasıl ulaşacağız. Karanlık
            gecede, kara taşın üzerinde, kara karıncanın ayağının izini görüyor. Allah’ın
            görüşü böyle.
               Karanlık gecede, kara taşın üzerinde kara karıncanın ayağının sesini de
            duyuyor. İzini de görüyor. İşitmesi de öyle. Konuşması da öyle. Kulda bu
            sıfatlar tecellî eder. Ama ne ile eder? Şeriat, tarîkat, hakikat, mârifete ulaşırsa.
            Allah’ın bu sıfatları kulunda tecellî eder.
               Onun için biz Allah’a mekân isnat edemeyiz. Allah’ın mekânını düşüne-
            bilir  miyiz?  Allah  mekânlara  sığmaz.  Mekândan  münezzeh.  Ankara’dadır,
            İstanbul’dadır diye Allah’ı her an bir yerde düşünmek küfürdür. Allah’a bir
            sıfat düşünmek. Mesela boyu şudur, rengi şudur diye düşünmek, bunlar da
            küfürdür. Güzelliği şöyledir denmez.
   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35