Page 34 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 34

34                                                 Gül'den Bülbüllere

               Şehâdet getirecek ama kalbiyle de tasdik edecek.
               Mevlânâ:  “Göründüğünüz  gibi  olun.  Olduğunuz  gibi  görünün.”  buyu-
            ruyor.
               İman, takrir ve tasdiktir. Allah’tan isteyelim. “Yâ Rabbî, sen bizi zamanı-
            mızın şerrinden, fitnesinden koru.” Fitne nedir? Allah’tan başka neyi sevdinse
            fitnedir. Şer nedir? İnsanlara zarar vermektir. İnsanları incitmektir. Onun için
            Allah’a sığınmak lazım. “Yâ Rabbî, senin sevginden başka gönlümüzde bir
            sevgi olmasın. Kalbimiz senin mülkünse, sen muhafaza et şerden, fitneden.”
               Şer, Allah’ın râzı olmadığı işleri işlemek. Şer işleyen zâlim oluyor. Zulüm
            demek,  şer  demek.  Sana  emânet  olan  evladını,  kızını,  oğlunu  üzdünse,
            incittinse,  anneni-babanı  üzdünse,  incittinse  bunlar  da  şerdir  senin  için.
            Beyiniz de size emanettir. Onun hizmetini yapmakla görevlisiniz. Hizmetini
            yapmazsanız, emanete hıyanet etmiş olursunuz. Gelinin mi var? Onu da hoş
            görmen  lazım.  Onu  da  sevmen  lazım.  Sevmelisin  ki  sayılasın.  Bunlar
            karşılıklıdır. Sevgi, saygı karşılıklıdır. Hürmet ve şefkat yine karşılıklıdır.
               Emânet  denilince  gözümüz  de  emânet  kulağımız  da  emânet,  elimiz  de
            emânet, ayağımız da emânet, kalbimiz de emânet. Malımız da emânet, eşya-
            mız da emânet. Dünya varlığı olarak neyin varsa. Diyelim ki hanımların ziynet
            eşyası var, takıları var. Bunlara da kıymet vermeyin. Bunların da size emânet
            olarak verildiğini bilin. Emânet olduğunu düşünürseniz gönül vermezsiniz,
            sevmezsiniz. Demek ki malımız da emânet. Canımız da emânet. Beyine karşı
            hürmetini, hanımlık görevini yapacaksın. Evladına karşı babalık görevini ya-
            pacaksın.  Annelik  görevini  yapacaksın.  İslâm’da  hiç  kimseyi  incitmek,
            kırmak yoktur. Kitap ve Sünnet’te hiç kimseyi kırmak, incitmek yoktur.
               Bu cemaat ehl-i sünnettir. Allah’a şükür bizde kırma, incitme yoktur. Ama
            az da olsa olmamalı. İlim ne demek? Bilmek demek. İlmin nihayeti yoktur.
            Neyi bileceğiz. Kendimize yararlı olan şeyleri, zararlı olan şeyleri bileceğiz.
            Allah’a itaat etmeyi bileceğiz. Allah’ın rızasını nasıl kazanacağımızı bilece-
            ğiz.  Allah’ın  rızası  sadece  amelle  değildir.  Zâten  bu  saydıklarım  amele
            giriyor. Allah’a şükür biz tarîkat ehliyiz. Tarîkat ehli demek tam inanmış ve
            inancını yaşayan demek.
               Avam, Allah’a âhirete inanmış. Ama inancını tam yaşamıyor. Namazını
            bazen kılıyor, bazen kılmıyor. Yahut hiç kılmıyor. İnancını yaşamıyor. Bun-
            ların içerisinden inananlar nasıl seçiliyorsa, inananların içerisinden de tarîkata
            girenler öyle seçilmiş oluyorlar.
               Takvâ  çok  ince,  nazik  ve  ağırdır.  Herkesin  yaşayacağı,  taşıyacağı  gibi
            değil.  Tarîkata  her  girenin  takvâ  ehli  olması  lazım.  Çünkü  tarîkat  fetvâyı
            sevmiyor. Takvâ demek fazla bilecek, ince teferruatını yaşayacak. Bu zaman-
            da, insanlar bildiklerini yaşayamıyorlar. İnce teferruatını yaşayamıyorlar.
               Takvâ nedir? Havftir. Tarîkata her girende takvâ olması gerekiyor. Takvâ
            olması için havf edecek. Günahlardan korkacak. O kadar korkacak ki bir Müs-
            lüman’ın  gönlünü  kırmayacak.  Kazanmasında,  harcamasında,  yemesinde,
            giyinmesinde çok duyarlı olacak. Çünkü bu zamanda helal lokma azalmıştır.
            Sen  de  olmasa  bile  akrabanda,  oğlunun  evinde,  torununun  evinde  bir  şey
            yersin içersin. Çünkü mecbursun, yakınlarındır onlar. İşte, bu zamanda havf
            duymak lazım. Bu da tasavvufu olmayanda, tarîkata girmeyende olmaz.
   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39