Page 173 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 173
170 Gülden Bülbüllere
Bu kapı tarikattır, tasavvuftur.
Bütün tarikatlara ilaveler, bidatler olmuş. Ama Nakşi tarikatına ol-
mamıştır.
Nakşi tarikatında şöyledir. Bak mesela daha bu zaman olmuş, aynı
zikir vardır.
Mesela bizim hafi bir zikrimiz var değil mi? Nasıl yapıyoruz bu hafi
zikri;
Ağzımızı yumuyoruz, dişimizi dişimizin üzerine koyup dilimizi üst
damağa birleştirip kalbimizle “Allah, Allah, Allah..” diyoruz. Bunu Pey-
gamber efendimiz (SAV) hicret yaptığı zaman mağarada yarıgarı Ebu
Bekir Sıddık (RA) Hazretlerine böyle tarif etmiştir. “Ya yarigarım Ebu
Bekir, ağzını yum, dişini dişinin üzerine koy, dilini üst damağa yapıştır,
hufyeten kalbinden zikret”.
Zikir olarak “La ilahe illallah” veya “Allah”, bu zikri vermiştir. İşte
bizim bu zikir bu zamana kadar gelmiştir. Buna hiçbir ilave bir şey bu-
laşmamıştır. Onun için mesela buyuruyor ki;
Masivanın illetinden pak edip bu gönlümü
Kıl tarik-i Nakşibendi hadimi Allah için
Diyor ki; Nakşibendi tarikatında sen beni hizmetçiliğe kabul et,
orada bana bir hizmet ver de bu hizmetle bir makbuliyet kazanayım.
Bu hizmetle benim kalbimdeki bütün masivanın çirkefi silinsin, gitsin
ki, bütün masiva kalbimden çıksın ki “küntü kenzen mahviyyen” fer-
manı o zaman aşikar olsun.
Çünkü yine mübarek öyle buyuruyor ki;
Kuvve-i kudsîden edip imdadı
Bize haber verdi zatı sıfatı
Ol zaman anladık sırr-ı Ahmed’i
“Küntü kenz” esrârın beyan eyledi

