Page 185 - Gülden Bülbüllere 4 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 185
182 Gülden Bülbüllere
zamanımızın insanları mümkün değil mürşidi yaşayamazdı. Bu kadar
efendim insanlar sefahat içerisinde, bolluk içerisinde, yemelerinde, giy-
melerinde, içmelerinde, atmak, savurmak müritliğe uymayan bir şey-
dir, uyan bir şey değil, efdal bir şey değildir.
Bu zamana göre onları ne yapmışlar?
Onların hepsini maneviyata, ruha bağlamışlar. Onun için tabii za-
mana göre telkinat sohbet olmadığı gibi onu da yapamıyoruz, bir araya
gelemiyoruz, toplanamıyoruz, toplayamıyoruz, yapamıyoruz.
(Soru: Efendim, bu zaman da hele fitne, fesat zamanı olmakla be-
raber bilmediğimiz ağır konuları konuşuyoruz, yaşanma da yok or-
tada..)
Yanlış anlaşılmasın eğer şeriat tatbik edilseydi bu kelamların hepsine
bir baş giderdi. Kimden giderdi bu baş? Hepsinden giderdi. Çünkü
niye?
Buraya gelince şeriat, zahiren iman var. Şeriatta iman var.
İman ne?
İman amentünün şartlarıdır.
Hatta Muhyiddin Arabî Hazretleri ne buyurmuş?
Buyuruyor ki biz iman ile ayanı birleştirdik. Ama iman ile ayanı bir-
leştirmek değil ki müritlerin, her velinin de kârı değildir, diyor. Burada
sadece müritleri değil velileri de kastediyor. Biz iman ile ayanı birleştir-
dik ama her velinin kârı değildir.
İman inanmak, yani ayan da; ayan (açık) olan şey. Fakat ne demek
istiyor? Mesela bak onun bir kelamı var neymiş?
- Taptığınız Tanrı ayağımın altındadır, demiş.
Şeriata göre onu mahkûm etmişler. Bu asılmasına sebep olmuş.
Ama o hakikatten bahsetmiş. Galat değil hakikati bahsetmiş, anla-
yamamışlar, anlaşılmamış. Fakat o zamanın halkı zaten maddiyatçı ve
bu kelam onlara ağır gelmiş, onu asmışlar.
Yani insanların ayanı olsa bile imanı bırakıp da ayan ile muamele
olmaz. Yani bu kelamdan anlaşılır (Reşahat-Aşık Paşa).

