Page 61 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 61
Tasavvuf Sohbetleri -2 61
Allah’a şükür günaha, sevaba, hayra, şerre inanmışız. Sa’yında da bulunu-
yoruz ama biraz laçkalık var. Tam ciddiyet yok. Hâlbuki olması lazım. Cenâb-
ı Hak, dört şeyi dört şeyin içerisinde gizlemiş:
• İnsanlar içerisinde velîlerini gizlemiş. Bu insanların içerisinde Allah’a
kulluk etmiş, Allah’ın indinde makbul olmuş velîler var. Bunları gizlemiş. İn-
sanlar içerisinde velîleri gizlemişse nasıl ki bizim hakir gördüğümüz bir kimse
bakarsın ki o bir velîdir. Allah’ın indinde iyi bir insandır.
Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: “Biz insanların boyuna, soyuna, güzelliğine,
zenginliğine bakmayız. Kalplerine bakarız.”
O senin hakir gördüğün insan Allah’ın indinde senden üstün ve de çok
makbul olabilir.
• Taatler içerisinde rızasını gizlemiş. Taatler içerisinde rızası: Büyük bü-
yük ameller işler insan. Bakarsın onun ameli Allah’ın indinde makbul olmaz.
Bir ufak amel işler insan, bakarsın onun ameli Allah indinde makbul olur.
• Dualar içerisinde icabetini gizlemiş. Hangi dua Allah’ın indinde kabul
olur? O da bilinmez. Hangi dua, hangi kişinin duası, kimin duası kabul
olunur? O da bilinmez. Korkmak lazım, Allah’tan havf etmek lazım.
Cenâb-ı Hak: “Muttakî olun, muttakî olanlar kurtulur.” buyuruyor.
• İşte, günahlar içerisinde de gadabını gizlemiş. Bazen Allah büyük gü-
nah işleyene gadap etmez, küçük günah işleyene gadap eder. Büyük günah
işleyen onun havfını çeker, nefsine uymuş olur. Ona Allah gadap etmez. Eğer
sen küçük bir günah işleyip de onun havfını çekmezsen, sana gadap eder Allah.
Allah’a olan aşkın nihayeti yoktur. Allah’a olan ilmin nihayeti yoktur.
Rum diyarlarını fethetmeye giden İslam ordularının esirleri içerisinde Câ-
fer-i Tayyâr’ın oğlu Abdullah da bulunuyor. Bunların kim olduklarını tetkik
etmişler. Bakıyorlar ki bunlar eşraftan insanlar. Şahsiyetli, büyük insanlar,
âlim kimseler. İstanbul’a gönderiliyorlar. Esir olarak Kral Kostantin’in yanına
getiriliyorlar. Rum papazları, keşişleri, âlimleri, Kostantin’e rica etmişler:
— Bunları sen bize ver, dinimize çevirelim. Bunları Hristiyan dinine
çevirirsek, bunlardan çok yararlanırız.
Almışlar bunları götürmüşler kiliselerine. Kilise de bunları öyle bir yere
hapsetmişler, dinlerine dönmeleri için. Onlar da dönmemişler. Papazlar çâre
aramışlar:
— Bunlara şarap ile domuz eti yedirirsek dönerler. Nasıl yedirelim,
demişler.
— Bunlar aç kalsınlar. Mecbur kalsın yesinler.
Kilisede bunları hapsediyorlar, yanlarına da domuz eti ile şarap koyu-
yorlar. Mecbur kalsın yesinler diye bir hafta bekliyorlar. Bir hafta sonra inceli-
yorlar ki ne şarabın ağzı açılmış ne de domuz eti yenmiş. Hiç dokunulmamış.
Keşişler hayret ediyorlar.
— Bunlar bir haftadır bir şey yemediler. Ama yine sıhhatliler.
Bir hafta sonra yine gidiyorlar, yine aynı.
— Bir hafta daha duralım, diyorlar.
Yine gidiyorlar, bakıyorlar aynı. Bir hafta daha duruyorlar yine aynı. Do-
kunulmamış. Neşeleri, sıhhatleri yerinde. Hayret ediyorlar.

