Page 62 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 62

62                                                 Gül'den Bülbüllere

               Bunlara soruyorlar:
               — Siz bir aydır bir şey yemediniz. İçmediniz size gâipten mi bir şeyler
            geliyor, diye soruyorlar.
               Onlar da:
               — Hayır, diyorlar. Biz Muhammed ümmetiyiz. Bize gelen Kitap’ta bir ay
            oruç tutmak vardır. Biz buraya girince niyet ettik. Bir ay Allah bizi muhafaza
            etti. Açlıktan korudu, hissetmedik.
               — Peki bir ay daha hapsedersek sizi?
               — Yine bir ay daha savma -oruca- niyet ederiz. Yine Allah bizi korur.
               Anlıyorlar ki bunları dinlerine çeviremeyecekler. Kostantin’e soruyorlar:
               — Ne yapmamız lazım?
               O arada Hazreti Ali Efendimiz bir mektup gönderiyor Medine-i Münev-
            vere’den Konstantin’e. Diyor ki:
               — Esirler içerisinde benim kardeşimin oğlu var. Câfer’in oğlu Abdullah.
            Onları bırakın. Azat edin. Bırakmazsanız beni oraya getirmeyin. Oraya gelirim.
               Korkularından azat ediyorlar. Demek ki insan ruhun gıdasını verirse nefsin
            gıdasına gerek kalmıyor. Ama bizim tarîkatımız riyâzet tarîkatı değil, şeriat
            tarîkatı. Şeriatta Cenâb-ı Hak ne buyuruyor:
               “Yiyin, için, israf etmeyin.”
               Yeter ki lokmamız helal olsun ve hadisi şerife göre olsun. Allah’ın emrine
            göre olsun.
               Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz diyor ki: “Midenizin boşluğunu üçe
            taksim edin. Bir bölümü yemek, bir bölümü su. Bir bölümünü de nefes payı
            yapın.” buyuruyor. Helalinden yiyin. Ne yerseniz yiyin. Tatlısını da yiyin.
            Etlisini de yiyin. Sütlüsünü de yiyin. Ama gâfil yemeyin.
               Bizde riyâzet yok. Fakat riyâzet tarîkatları var. Ne yaparlarmış? Hurma ile
            oruç tutarlarmış. Zamanımızda da var. Onlar öyle ki yemek, içmek arzuları
            kalmamış. Ölmeyecek kadar bir parça ekmek, üç beş tane zeytinle besleni-
            yorlar. Üç beş tane hurma ile günlerini geçiriyorlar. Bizde bu yok.
               Lokmamız helal olacak. Gâfil yemeyeceğiz. Gâfil yersek nefsimize yedir-
            miş oluyoruz. Ama huzur ile, râbıta ile yersek ruhumuza yedirmiş oluyoruz.
            Huzur denilince, Allah’ı anarak râbıtayı anaraktan yersek râbıta nuru onda
            tecellî ediyor.
               Pis  kesilen  hayvan  yenilmez.  Müslüman  kesmeyince  pis  oluyor.  Yani
            “Bismillâh, Allâhüekber”dir onu temiz eden. “Bismillâh, Allâhüekber” denil-
            medikten sonra hayvan yenilmez. Allah’ın ismi hayvanı temiz ediyor. Allah’ı
            anmadan yersek onun zulmeti geçmez. Temiz olmaz, pis olur. O nefsin gıdası
            oluyor. Nefis de pistir. Amma “Bismillâh” denilirse onun pisliği gider, nuru
            kalır. Nur ise ruhun gıdasıdır. Gâfil yersek nefsimiz ondan gıda alıyor. Eğer
            huzurla yersek ruhun gıdası oluyor.
               Gâfil olmayalım. Her lokmamız helal olsun. İbadetimizde eksikliğimiz ol-
            masın. Ki biz de bu nimetlere mâlik olabilelim. Huzurla yiyelim.
               Şeytan Cenâb-ı Hak’tan: “Yâ Rabbî! Ben ne yiyeceğim?” diye istediği za-
            man cennetten atıldı. Hazreti Âdem’e “suhuf” geldi. Onun yiyeceği içeceği,
            çalışacağı,  kazanacağını  bu  suhufta  emredildi.  Fakat  İblis  tekrar:  “Ben  ne
   57   58   59   60   61   62   63   64   65   66   67