Page 66 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 66

66                                                 Gül'den Bülbüllere



                                    “Çalışmak farzdır.”



                                                                     (Mayıs 1991)

               Allah’a olan havfın nihayeti yoktur. Bir zâhir ilmi vardır. Bir de bâtın ilmi
            vardır. Zâhir ilmi bâtın ilminin yanında çok küçük kalır. Allah’ın zâtı bâtın
            ilmi ile biliniyor. Fakat ifade edilmiyor. Zâhir ilmi Allah’ın zâtını bilemiyor.
            Sıfatlarından, esmâlarından bahis vardır. Esmâ nurundan bahis vardır. Fakat
            Allah’ın zât nurundan bahis yok.
               Peygamber  Efendimiz  buyurmuştur:  “Bu  kadar  yükselmeme  rağmen
            Rabb’imi mârifeti ile bilemedim.”
               Bu hadiste böyle. Kelâm-ı Kibârda nasıl?
               Künh-i zât-ı kimse bilmez bu yola etme heves
               Lâl olur dil bu arada bil ki katl olur nefes
               Sen mukayyed Zât-ı Mutlak’tan sakın eyleme bahs
               Fark’ı cem’i anlamaktır bu muammadan garaz
               Allah’ın zâtından bahis yok. Diller lâl olur. Nefesler tükenir. Ama farktan
            cemden bahis olunur.
               Fark, halkiyet. Cem, Allah’ın azameti, Cem’ül-cem.
               Fark’ı Cem’i anlamaktır bu muammadan garaz.
               Halik’ı bildin, mahluku bildinse tamam. İlim ancak bunu bildirir. Mahlû-
            kât da var. Halkiyette farklılık var, Allah’ın halkiyeti, masnûâtı üçe ayrılıyor:
            Cemâdât, nebâtat, mahlûkât.
               Cemâdât: yerin altında olanlar. Yedi kat yer var. Daha onun bir tabakasın-
            da neler olduğu bilinmemiş. Ne kadar bilinse bilinenlerden çok bilinmeyen,
            görünenlerden çok görünmeyenler var yer tabakasında. Cenâb-ı Hak ayette
            bildiriyor.  Kıyamet  kopup  gidecek.  Bilinmeyen,  görünmeyen  yerler,  yer
            tabakasında kalacak. Görünenlerden çok görünmeyenler var. Bunlar müsâvî
            midir? Farklılık var bunlarda. Bir demir madeni ile bir altın madeni bir mi?
            Kömür de bir maden. O da yerden çıkıyor. O kadar petroller var. Madenler
            var. Hepsi yerden çıkıyor.
               Nebâtat: bitkiler. Her kıtada, her bölgede, her memlekette değişik değişik
            bitkiler var. Birinde olan birinde olmuyor. Onun için bilinenlerden çok bilin-
            meyenler var. Görünenlerden çok görünmeyenler var. Bunlarda da farklılık
            var.
               Bir de mahlûkât var, canlılar deryada, karada, havada. Havada da canlılar
            var. Deryada da canlılar var. Ama bunlarda da farklılık var. Hayvanların hepsi
            bir mi? İnsanların hepsi bir mi? Ama bütün mahlûkâtın en üstünü insandır.
            Fakat cemâdâttan farklı olan nebâtat. Nebâtattan farklı olan mahlûkât. Mah-
            lûkâtın en farklısı insandır.
   61   62   63   64   65   66   67   68   69   70   71