Page 68 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 68

68                                                 Gül'den Bülbüllere

               Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Öyle bir ağızla dua edin ki günah işlememiş
            olsun.”
               Bunu da bütün ulemâ araştırıyor. Acaba kimdir? Bu günah işlemeyen ağız
            şüphe yok ki velîlerdir. Bil-ittifak kararları, velîlerdir.
               Herkesin günahı kendisinedir. Kimse kimsenin günahına bahis olamaz. Bir
            insan günahkâr olmakla kendisine geçmez duası. Fakat karşısındakine geçer.
            Niçin?
               Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Her kim ki Allah için alçalırsa Biz onu yük-
            seltiriz.”
               Burada demek ki her ne kadar günahı olsa da başkasına duası geçer. Bir
            insanın da ne kadar ilmi, ameli olursa olsun herkesi kendisinden üstün görmesi
            lazım.  Hüsn-i  teveccühü  kazanması  lazım.  Herkesten  dua,  istimdat  talep
            etmesi lazım.
               Cenâb-ı Hak “Her kim ki tekebbür sahibi olursa biz onu hakir ederiz.”
            buyuruyor.
               Eğer ilmi var da ilminden dolayı gururlanıp kibirleniyorsa, ameli var da
            amelinden dolayı gurur, kibir geliyorsa, kendini herkesten üstün görüyorsa
            olmaz. İlim, amel çok kıymetlidir. Çok da zararı olur. İlmin zararı olur mu?
               Resûlullâh emrediyor: “İlim Çin’de de olsa gidin öğrenin.” buyuruyor.
               Cenâb-ı Hak: “Sizin bileninizle, bilmeyeniniz bir değildir.” buyuruyor.
               Amennâ, saddaknâ. Zâhir ehlinde böyledir. Bilen bilmeyenden farklıdır.
            Bilen  bilmeyenden  farklı  ise  eğer  her  ilmin  üstünde  başka  bir  ilim  var.
            Âlimlerde bir sır var ki avam bilmiyor onu. Bâtın ulemâda, velîlerde de bir sır
            var ki âlimler bilmiyor onu. Nebîlerde de bir esrar var ki velîler bilmiyor onu.
            Peygamber Efendimiz’de de bir esrar var ki onu diğer nebîler bilmediler.
               Bütün ulemânın ilmi, geçmiş velî ve nebîlerin ilmi, bütün bâtın ulemâ,
            nübüvvet vârisi olan ulemâ, velâyetin vârisi olan ulemâ. Bütün bunların ilmi
            toplandığı zaman Peygamber Efendimiz’in ilminin yanında bir katre gibi kalı-
            yormuş. Peygamber Efendimiz’in ilmi de Allah’ın zâtının ilmi yanında derya-
            daki  bir  katre  gibi  kalıyormuş.  İşte  ben  bu  kadar  yükseldiğim  hâlde:
            “Rabb’ımı  mârifeti  ile  bilemedim.”  buyuruyor.  Peygamberimizi  biz  nasıl
            bileceğiz?
               Künh-i zât-ı kimse bilmez bu yola etme heves
               Lâl olur dil bu arada bil ki katl olur nefes
               Sen mukayyed Zât-ı Mutlak’tan sakın eyleme bahs
               Fark’ı Cem’i anlamaktır bu muammâdan garaz
               Bir insan ilmiyle ancak fark’ı, cem’i bilebilir. Fark: halkiyet. Cem: Cenâb-
            ı Hakk’ın zâtı, azameti.
               Halkiyette farklılık var, tâ ki cemâdâttan tut, nebâtattan tut, mahlûkâttan
            tut. Tasavvufta, tarîkatta çalışan bir kimsede, terakkî eden bir kimsede manevî
            hâller görülmesi nereden başlıyor? Allah’ın esmâ nuru, isimlerden; sıfat nuru,
            cisimlerden; zâtının nuru isimsiz, cisimsiz görünüyor.
   63   64   65   66   67   68   69   70   71   72   73