Page 69 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 69

Tasavvuf Sohbetleri -2                                             69

               Evvela bir insan, tecellî-i sûrî gördüğü zaman… Tecellî-i sûrî var. Tecellî-
            i manevî var. Tecellî-i zât var.
               Tecellî-i  sûrî,  Cenâb-ı  Hakk’ın  sıfatına  mahsus  olan  nurlardır.  Fakat
            tecellî-i manevî ise Allah’ına zâtına mahsus olan bir nur var, o da Lafza-yı
            Celâl. Tecellî-i manevî lafza-yı celâl’den geliyormuş.
               Tecellî-i sûrî başladığı zaman nereden başlıyor? Cemâdâttan.  Tecellî-i sûrî
            başladığı zaman zerreden kübrâya cemâdâtı, nebâtatı, mahlûkâtı ihâta etmiş-
            tir. Cenâb-ı Hakk’ın üç nuru: Esmâ nuru, sıfat nuru, zât nuru. Esmâ nuru isim-
            lerden görünür. Sıfat nuru cisimlerden görünür. Zât nuru isimsiz, cisimsiz gö-
            rünür.
               Bir talebe tahsil yaptığı zaman nereden başlıyor? Alfabeden başlıyor. Bir
            âlim ilme nereden başlıyor? Elif cüzünden başlıyor. Bizim zamanımızda öyle
            idi. Önce harfleri okuyorduk. Sonra “in, en, ün” diyorduk. Daha sonra şedde-
            liyorduk.  Sonra  onları  heceleyip  Kur’ân’a  geçiyorduk.  Burada  da  rûhî  bir
            tahsil vardır. İlk başlangıcı esmâ nurudur. Esmâ nuru isimlerden başlar. Sıfat
            nuru cisimlerden başlar. Bir hak talibi, tasavvuf ehli bidâyetinden başlayıp da
            nihâyetine ulaşacak ya. Bidâyet nereden başlar? Cemâdâttan başlar. Cenâb-ı
            Hakk’ın halkiyyeti üçe ayrılıyor: cemâdât, nebâtat, mahlûkât.
               Nebâtat, cemâdâttan farklı; cemâdât da mahlûkâttan farklı. Ayrıca cemâ-
            dâtta da farklılıklar var. Nebâtatta da farklılıklar var. Mahlûkâtta da farklılık-
            lar var.
               Mesela mahlûkât canlılar ise bir inek ile, bir sinek bir mi? Veyahut da bir
            hayvan ile bir insan bir mi? Hayvanlar içerisinde de kıymet ifade edenler var,
            haşarât var.
               Tecellî-i sûrî, yer cisimlerinden başladığı zaman yerde neler varsa onlar-
            dan görünürmüş. Madenlerden başlayıp incide son bulurmuş. Çünkü inci, inci
            olarak yerden çıkıyor ya. İnci değişmiyor. İncinin bir yapmacığı var, bir de
            hakikisi  var.  Hâlbuki  inci  altından  da  pahalı.  Veya  en  az  altın  fiyatında.
            Altının gramı ne ise incinin gramı daha fazla. İnci yerden inci olarak çıkıyor.
            Ama  altın  ve  diğer  madenler,  başka  maddelerden  ayrılarak  elde  ediliyor.
            Onların  mühendisi,  aletleri,  sanatkârları  onları  ayırıyorlar.  Ama  inci,  inci
            olarak yerden çıkıyor. Yani halkiyetinde incinin bir değişiklik yok. İnciden
            nebâtata geçermiş.
               Bitkilerden de görüne, görüne, görüne… Hurma ağacı da bütün bitkilerden
            üstün. Hurma ağacından hayvanata geçermiş. Hayvanatta da görüne görüne
            atta  nihayet  bulurmuş.  Hayvanların  da  en  kıymetlisi  at  imiş.  Attan  insana
            geçermiş.  İnsanlarda  görünürmüş.  Fakat  en  tehlikeli  yer  burası.  İnsanda
            tecellî-i  sûrî  görünürse  kendisi  ne  oluyor?  Bir  vartaya  düşüyor.  Oradan
            geçemiyor. Geçemiyorsa ene (benlik) davasına düşüyor. Onun için mürşitsiz
            âbidler, mürşitsiz âlimler helâk olmuşlar. Onun için buyruluyor ki:
               Mürşid gerektir bildire, Hakk’ı sana hakke’l-yakîn
               Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş
               Her mürşide dil verme yolun sarpa uğratır
               Mürşidi kâmil olanın gayet yolu asân imiş
   64   65   66   67   68   69   70   71   72   73   74