Page 74 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 74
74 Gül'den Bülbüllere
— Şeytan ne yapıyorsun, diye soruyor.
— Bana Allah ömür vermiş, güç vermiş deyince Hazreti Ali Efendimiz
dönüyor, Peygamber Efendimiz’e anlatıyor. Şeytana koşup yetişince şeytanın
ne yaptığını söylüyor.
Orada durum şudur: Karşı tarafta yayalar var, atlılar var, silahlılar var
bin tane. Burada Hak tarafında Peygamber Efendimiz bir avuç toprak aldı.
Karşı tarafa doğru savurdu. Allah o sırada bir rüzgâr verdi. Rüzgâra emretti.
O da karşı tarafın gözlerine doldurdu. Şimdi burada otuz kişinin gözleri bağlı
olsa gözü açık bir insan bir anda onları mağlup eder. İşte orada kaçan kaçtı,
ölen öldü. Sağ olan esir oldu.
İşte iki defa toprak atmış Peygamber Efendimiz. Birincisi Hicret’te, ikinci-
si de Bedir Muharebesi’nde.
Uhud Muharebesi’nde de yenildiler. Zâyiat verdiler. Orada da bir avuç
toprak ataydı. Niye atmadı? Veya başka yenildikleri muharebelerde de bir
avuç toprak ataydı. Niye atmadı? Demek ki o bir avuç toprak attığı zaman
Peygamber Efendimiz kendi iradesinde değil, Allah’ın varlığı onda tecellî
etmiş. O el Peygamber Efendimiz’in eli değil, Allah’ın eli olmuş. Küfrün
karşısında çarpışıyorlar. Küfür ile iman birbirinin zıddı.
Musa Kelimullâh, Tûr-ı Sina’ya gittiği zaman kardeşine de peygamberlik
gelmişti, Harun aleyhisselama. Onu yerine koyuyordu. O da onlara imamlık
ediyordu. Vaaz, sohbet ediyordu. Tevrat için sekiz defa gitmiş. Fakat bir
gidişinde Sâmirî isminde biri, çeşitli maden ve altınları eritiyor, bir buzağı
heykeli yapıyor. Başını kızıl altından, boğazını beyaz altından, gövdesini
başka renklerden, ayaklarını başka maden veya renklerden yapıyor. Allah da
can veriyor. İlan ediyor. “Gelin, diyor, gelin ben Musa’nın Rabb’ısını bul-
dum.” Gelip bakıyorlar ki görülmemiş bir şey. O böğürme özelliği olan buza-
ğıya tapıyorlar.
Harun aleyhisselam çok ağlıyor, feryat ediyor. “Etmeyin, durun. Buna ta-
pınmayın. Hele bir Musa gelsin.” diyor.
Musa Kelimullâh geliyor ki ümmetinin birçoğu buna tapmış. Geliyor
kardeşinin sakalından tutuyor.
— Ey Harun, niçin bunlara engel olmadın da buzağıya taptılar, diyor.
O da diyor ki:
— Niçin beni suçluyorsun? Ben çok feryat ettim, beni dinlemediler.
Bırakıyor kardeşini, Allah’a yöneliyor.
— Yâ Rabbî, sen buna can vermeseydin bunlar buzağıya tapmazlardı,
diyor.
Cenâb-ı Hak’tan nidâ geliyor:
— Yâ Kelîmim! Benim hikmetlerime karışma.
Allah’ın cemâl sıfatı, celâl sıfatı var. Celâl sıfatının etkisi ile gadabını gös-
terir. Cemâl sıfatının etkisi ile rahmetini, cemâlini gösterir. Şimdi insanlar bir
acayip olmuşlar. Celâl sıfatından lezzet almışlar.

