Page 77 - Gülden Bülbüllere 2 - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 77

Tasavvuf Sohbetleri -2                                           77



                          “Bizim kalbimizi dirilten himmettir.”



                                                                           (1992)

               Hazreti Muhammed (sav) Uhud Muhârebesi’nden döndükten sonra:
               — “Muhârebe-yi sağirden, muhârebe-yi kebîre döndük.” buyuruyor.
               —  “Muhârebeyi  kebîr  hangisi  yâ  Resulallâh?”  diye  soruyorlar.  O  da
            buyuruyor ki:
               — “Nefis mücâdelesi. Bu, cihattan çok daha büyük.”
               Hâlbuki Uhud’da mağlup oldular. Çok zayiât verdiler.
               Meşâyihe gerektir tâbi erler
               Sulûke giriben, tevbe ederler
               Tamam fiiliyatımız elimizde, amelimiz elimizde. Ama hâlimiz elimizde
            değil.
               Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: “Her hâlinizle biz Azimüşşân’a rücû edin.”
            buyuruyor.
               Burada her hâlinizle deniliyor. Sadece sıkıntılı zamanımızda mı Allah’a
            yalvaracağız? Hayır. Sefâlı, huzurlu zamanımızda da Allah’a yalvaracağız. İyi
            zamanımızda  da  Allah’a  hamdedeceğiz,  şükredeceğiz,  zikredeceğiz  O’nu.
            Sıkıntılı zamanımızda da Allah’a sığınacağız.
               İşte, hâlimizi de tebdil etmek için muhakkak bir cihadımız oluyor. Nasıl
            olacak bu cihat? Kalbimizdeki kötü düşünceleri, kötü niyetleri, vesvese veren
            şeyleri ne yapmak lazım? Tebdil etmek lazım.
               Hevâ’yı Hû’ya tebdil et
               Hava denilen bir nefes var insanlarda. “Ha” ile alınıp verilen nefes bu.
            İnsanlar bu nefesten haberdar olsunlar veya olmasınlar. Bir “ha” ile, hava ile
            girip  çıkıyor  bu  nefes.  Bu  nefesleri  insanlar  Allah’ı  zikretmeden  alıp
            veriyorlarsa  boşa  gidiyor.  Bunu  “Hu”ya  tebdil  etmek  Allah’ı  anarak  bu
            nefesleri alıp veriyorlar. Bu da Cenâb-ı Hakk’ın ismidir.
               Cenâb-ı Hakk’ın bin bir ismi, sıfatlarının ismi. “Lafza-yı Celâl”, Cenâb-ı
            Hakk’ın zâtının ismi. Sekiz sıfatı var, bir zâtı var. Bin bir ismi Allah’ın sıfatla-
            rına mahsus olan isimlerdir. Doksan dokuz “Esmâ-yı hüsnâ” var. Bu da bin
            bir isminden seçilen isimlerdir. Esas zâtına mahsus olan Lafza-yı Celâl’dir.
            Bu da insanların kalbinde yazılıymış.
               Cenâb-ı  Hak  onun  için  buyuruyor:  “Kulum  Ben  sana  şah  damarından
            daha yakınım.”
               Fakat insan kalbindeki Lafza-yı Celâl’i diriltiyorsa. Ne ile diriltir? “Allah!
            Allah!  Allah!”  diye  diye.  Ama  zannetmeyelim  ki  24  saat  içerisinde  15
            dakikalık bir zikrimiz var. Bu diriltmez onu. Bu bir hizmettir. Ama bir him-
            mettir yine. Bizim kalbimizi dirilten himmettir. Himmeti almak için de hizmet
            vardır.
   72   73   74   75   76   77   78   79   80   81   82